Okumak ve koşmak, benim için tutku ve özgürlüğün buluştuğu iki yol. Okumak zihnimi yeni dünyalara açarken, koşmak okuduklarımı içselleştirdiğim bir meditasyon. Her adımda tutku, her satırda yeni bir keşif.
Yapayalnız olmak ne kadar da güzeldir! Kendi kendine yüksek sesle konuşabilmek, kimseyle göz göze gelmeden gezinebilmek, sandalyede kaykılıp hiçbir sesin bölmeyeceği düşlere dalabilmek! O zaman ev geniş bir çayır olur, oda ise koca bir park kadar büyür.
Genellikle kalabalık, gürültülü ya da yabancı bildiğimiz bir evde, kendimizi birdenbire yapayalnız buluverme duygusu. Bir anda her şey bizim olmuştur sanki, kolayca, geniş bir iktidara erişmişizdir, daha önce söylediğim gibi gevşer, rahatlar, huzura kavuşuruz.
Bugün görüşüm böyle. Yarın sabah farklı olacak, çünkü yarın sabah ben farklı olacağım. Yarın neyi savunacağım acaba? Bilmiyorum, bilmek için yarında olmam gerek.
Hayat, bilincine varsak çekilmez hale gelirdi. Neyse ki buna kalkışmıyoruz bile. Bilinçsizliğimizle, yararsız, anlamsız hayat tarzımızla hayvanlardan farkımız yok, pek inandırıcı gelmiyor ama, görünüşe bakılırsa öleceklerini önceden bilmeyen hayvanların aksine biz öleceğimizi öngörebiliyoruz, ne var ki ölümü o kadar çok unutuşun, dalgınlığın ve taşkınlığın arasından görüyoruz ki, bu konu üzerinde pek uzun boylu düşünmediğimiz söylenebilir.