Ah anne, anne! Ben sadece hala küçük bir çocuğum. Başımı kucağına koyup da niçin ağlayamıyorum? Niçin hep ben kuvetli, hep ben metin olmak zorundayım. Ne kadar isterdim, bir defa da ben ağlasam, ben teselli edilsem!
Biliyorum; şimdi harpte olduğumuz müddetçe taş gibi içimize oturan sey, harpten sonra tekrar başkaldıacak, ölüm kalım çatışması ancak o zaman başlayacaktır.
Bu uçuk benizli yüzler; kıvrlmış eller; yine de ileri atılan, hücum eden bu zavallılardaki yürekler acısı o cesaret; yüksek sesle haykırmayı göze alamayan; gögüsleri, karınları, kolları, bacakları parçalanmış, anne diye inleyen; yüzlerine bakılır bakılmaz hemen susuveren bu sadık, bu zavallı insancıkların cesareti!