a

Tülbent sözcüğünün Farsçadaki biçiminin (dul/bend) kökeninin 'gönül bağlayan' anlamındaki "dilbend ve (دل/ بند ) bileşik sıfatına dayanmasıdır.
Sayfa 12
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Tanıdığıniz birini "bilmek" istiyorsaniz arkadaşına; tanımadığınız birini "bilmek" istiyorsanız kitaplarına/okuduklarına bakın. Topçu’nun maarifle ilgili attığı çığlık, bugünün duygu tacirleri tarafından en çok çiğnenen hakikat haline geldi. Topçu, zihni ham bir malumat deposu haline getirmenin insanı hakikate ulaştırmayacağını, aksine onu kendi ruhuna yabancılaştıracağından veryansın ediyordu. Ancak bugünün yayıncılık piyasası bu yabancılaşmayı profesyonel bir yazma bezirgânlığına dönüştürmüş durumdadır. Günümüz yayıncılık dünyasının devasa bir kolu, artık fikir üretmekle değil, ucuz duygu pazarlamakla meşgul oluyor. Topçu’nun korktuğu o içi boşaltılmış insan, bugün karşımıza elinde tuttuğu o meşhur Eyvallah, Bir Kürt Sevdim, Sevdam Şurada temalı, derinlikten yoksun, sadece isimleriyle bile acziyet pazarlayan kitaplarla çıkıyor. Bu durum, bir kültür davası değil, tam manasıyla bir niteliksizlik operasyonudur. Bu yazma bezirgânları, kendi yaşadıkları ya da kurguladıkları flörtleri, fantezileri ve yarım kalmış ergenlik sancılarını birer kutsal metin gibi ambalajlıyorlar. Ortada ne edebi bir estetik ne de toplumsal bir dert var; sadece başkalarının hayatını röntgenleme merakına hitap eden bir teşhircilik mevcut. Bu, edebiyat değil, mahremiyetin pazarda en yüksek teklifi verene açık artırmaya çıkarılmasıdır. Başkasının yatağından, masasından veya platonik saplantısından devşirilen bu hikayeler, okuyucunun zihnini beslemek yerine onu birer röntgenciye dönüştürüyor. Topçu, bilginin bir ahlakı olması gerektiğini savunduğu yerde böylesi mülevves, bezirgânlar bilginin yerine sersemletici aforizmaları koya durmaya devam ediyor. Okuyucunun zihnini açmak yerine, onun duygusal boşluklarını sömüren, "Bak bana ben ne kadar çok acı çektim" imajıyla cüzdan boşaltan bu sistemde
Bizim bir hoca var, sanırsın hoca değil sosyal medya ajans başkanı. Postu atıyor, bi iki gün bekliyor, baktı kimseden çıt yok beğei sıfır; hemen kendi postunu beğenip üstüne bir de retweet patlatıyor. Resmen "Bakın buradayım, hala görmediniz mi?" diye parmağını gözümüze sokuyor. adamın dijital egosuyla sınav kağıdımız arasında ince bir çizgi var; o kalbe basmazsak kesin o kağıdın üzerine direkt sıfırı basıp geçecek, biliyoruz. Ders çalışmayı bıraktık, hocanın etkileşimi düşmesin diye nöbetleşe beğeni yapıyoruz; resmen diplomayı sosyal medya üzerinden taksitle ödüyoruz😊
ibni Abbas (r.a) der ki: Bir insan bilmeden de şirke düşer. Hatta köpeği ile de şirke düşer. "Bu gece eğer köpek olmasaydı çalınacakti" şeklinde olduğu gibi.... [Modern çağda tıp/tabibe atfedilen ilahî misyon gibi]
Sizden birisi Allah'ın "VE" senin şeklinde konuşmasin. Çünkü "و / VE" kelimesi mutlak atıf içindir. Bu ise Allah'û Teâlâ'nın iradesi ile beşerin iradesi arasında bir masavat/eşdeğer lik hatıra getirir. Fakat "Šümme / ثمّ" kelimesi terahi içindir. Kulun dilemesi geride kalır. Bu durumda Sen ve Allah'ın dilemesi şeklinde değil de "Önce Allah sonra senin dilemen ile" şeklinde olur. ki doğru olan budur