a

İnsan, her şeyi öğrenmek zorunda mıdır? Her şeyi bilenler, her şeyi bilmek için iştiyak duyanlar ve bu halleriyle öğünenler, kendilerinden kaçıp âleme koşanlardır.
Sayfa 55·Kitabı okuyor
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Zihnin dağıldığı, hayat fırtınasına gömülerek çokluk içinde eridiği yerde mektep yoktur
Sayfa 51·Kitabı okuyor
Otobüste önümde oturan leş gibi sigara kokan kadın/kız'a ithafen. Gününüzün toplumsal manzarasına baktığımızda, cinsiyet rolleri arasındaki kadim sınırların sadece esnemediğini adeta bir buharlaşma sürecine girdiğini görüyoruz meelsef. Bu değişim, kadının kamusal alandaki varlığının güçlenmesi gibi müspet bir zeminden filizlenmiş olsa da gelinen noktada, özgürleşme kavramının yerini kontrolsüz bir erilleşme akımına bıraktığı aşikardir sanırım. Kadın, varoluşunu tahkim etmek isterken, farkında olmadan yüzyıllardır eleştirdiği o "kaba eril" zırhın içine girmeye başladı. Bu yeni kimlik inşasında giyim kuşamdaki maskülen sertlikten, sigara tutuşundaki o keskin havaya, saç kesiminden üsluptaki hırçınlığa kadar her detay, dişil estetiğin naifliğinden birer bir kopuşu işaret etmektedir. Evin içindeki hiyerarşide rollerin altüst olması, geleneksel olarak kadın işi kabul edilen ev içi düzenin erkeğe havale edilmesi ve dış dünyada şoförlükten, yöneticiliğe, kepçe operatörülüğünden, kampçılıktan, futbol futbolculuktan baron/cep/amirliğe kadar her alanda erkeğin yaptığı her şeyi, onun gibi ve hatta ondan daha sert yaparım" iddiası, aslında DİŞİL CEVHERİN KENDİ DOĞASINA VURDUĞU BİR DARBEDİR. Öyle ki, bu durumun uç noktası olarak sokak röportajlarına yansıyan "ayakta işeyemediği için üzülen beyanlar, biyolojik gerçekliği bile erillik iştahıyla takas etme arzusunun trajikomik bir tezahürüdür. Bu metamorfoz, beraberinde ciddi bir ilişkisel krizi de sürüklüyor. Erkekler, karşılarında sığınılacak bir liman, hayatı yumuşatan bir nezaket ve estetik bir derinlik ararken; kendisinin daha hırslı, daha sert ve daha baskın bir kopyasıyla karşılaşmanın şaşkınlığını yaşıyor. Bu durum, erkeği evlilik kurumundan hızla uzaklaştırıyor. Zira modern evliliklerin birçoğunda erkek, bir eş değil, adeta
Tülbent sözcüğünün Farsçadaki biçiminin (dul/bend) kökeninin 'gönül bağlayan' anlamındaki "dilbend ve (دل/ بند ) bileşik sıfatına dayanmasıdır.
Sayfa 12
Tanıdığıniz birini "bilmek" istiyorsaniz arkadaşına; tanımadığınız birini "bilmek" istiyorsanız kitaplarına/okuduklarına bakın. Topçu’nun maarifle ilgili attığı çığlık, bugünün duygu tacirleri tarafından en çok çiğnenen hakikat haline geldi. Topçu, zihni ham bir malumat deposu haline getirmenin insanı hakikate ulaştırmayacağını, aksine onu kendi ruhuna yabancılaştıracağından veryansın ediyordu. Ancak bugünün yayıncılık piyasası bu yabancılaşmayı profesyonel bir yazma bezirgânlığına dönüştürmüş durumdadır. Günümüz yayıncılık dünyasının devasa bir kolu, artık fikir üretmekle değil, ucuz duygu pazarlamakla meşgul oluyor. Topçu’nun korktuğu o içi boşaltılmış insan, bugün karşımıza elinde tuttuğu o meşhur Eyvallah, Bir Kürt Sevdim, Sevdam Şurada temalı, derinlikten yoksun, sadece isimleriyle bile acziyet pazarlayan kitaplarla çıkıyor. Bu durum, bir kültür davası değil, tam manasıyla bir niteliksizlik operasyonudur. Bu yazma bezirgânları, kendi yaşadıkları ya da kurguladıkları flörtleri, fantezileri ve yarım kalmış ergenlik sancılarını birer kutsal metin gibi ambalajlıyorlar. Ortada ne edebi bir estetik ne de toplumsal bir dert var; sadece başkalarının hayatını röntgenleme merakına hitap eden bir teşhircilik mevcut. Bu, edebiyat değil, mahremiyetin pazarda en yüksek teklifi verene açık artırmaya çıkarılmasıdır. Başkasının yatağından, masasından veya platonik saplantısından devşirilen bu hikayeler, okuyucunun zihnini beslemek yerine onu birer röntgenciye dönüştürüyor. Topçu, bilginin bir ahlakı olması gerektiğini savunduğu yerde böylesi mülevves, bezirgânlar bilginin yerine sersemletici aforizmaları koya durmaya devam ediyor. Okuyucunun zihnini açmak yerine, onun duygusal boşluklarını sömüren, "Bak bana ben ne kadar çok acı çektim" imajıyla cüzdan boşaltan bu sistemde