"Bir Devir Bir Şahit Melle Sabri, sayfa 70-71, Beyan Yayınları, 2015"
(1930-1940'lı yılların Türkiyesine dair bir hatıra)
Hatırat severlerin okumasını hararetle tavsiye ediyorum.
... O zaman Suriye'nin durumu Türkiye'den daha iyiydi. Her şey bulunuyordu ve çok ucuzdu. Bizde ise ihtiyaç maddelerini temin etmek zordu. Olanlar pahalıydı. Bu yüzden birçok şey kaçak yollarla Suriye'den getiriliyordu. Türkiye'de tuz bile yoktu. Evet, bildiğimiz yemek tuzu kaçak yollardan Suriye'den getiriliyordu. Bu yüzden çok insan ceza aldı, hapse girdi, hakaret gördü, dayak yedi.
Elbiselik ve döşemelik kumaş Suriye'den geliyordu. Avrupa'dan gelen kullanılmış hazır erkek ceket ve paltolar, şeker, saat, erkek ve bayan başörtüleri, terlik, ayakkabı, çay, kahve, don lastiği, hayvanlara ait koşum malzemelerine kadar akla gelebilecek birçok şey oradan geliyordu.
Fransız işgalinde bulunan Suriye'de çok düşük gelir seviyesine sahip olan halk, aradığı her şeyi, hem de çok ucuz fiyatlarla bulabiliyordu.
Aileler bölünmüş, annesi, babası, kardeşleri ve diğer yakın akrabaları sınırın diğer tarafında kalanlar vardı. Devlet, aile fertlerinin, yakın akrabaların birbiriyle görüşmesine izin vermiyordu. Onun için kaçak yollardan gidip geliyorlardı. Çizilen sınır; milleti, halkı, akrabaları, tarlaları bölmüştü. Böylece kaçak gidiş gelişler başlamış oldu. Garip, manasız ve gayrimeşru bir sınır.