Hayvanların acıları yanında, insanların acıları ne ki, herkes dertli ama herkes de sömürüyor hayvanları. İnsan türü diğer türlere doğada olmayan silahlarla egemen olma konusunda olduğu gibi, acılarını abartmak konusunda da hilekâr.

G, Babalar ve Oğullar'ı inceledi.
08 May 15:11 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Başlarda tıpkı bir kaya kadar sert olan bir adamın, Turgenyev'în inişli çıkışlı duygularla boğduğu bu muazzam eserinde anbean yıkılmasına, kayaların toza toprağa dönmesine, insanların içinde var olan gölgelerin daima yansıdıkları objelerle benzerlik göstermediğine tanıklık ettim. Bazarov benim için gelmiş geçmiş en önemli kitap karakterlerinden biridir. Nihilizme yakınlığımı tetiklemiş bir kahraman; başlarda "Mal lan bu." dediğim ve her sayfa çevirişiminde kendime biraz daha yakın bulduğum bir dost kendisi.

Abartmak istemem ama 19.yy Rus Edebiyatı konusunda fanatik olan biriyim ve rahatlıkla söyleyebilirim ki, bahsi geçen yüzyılda yazılmış en güzel üç kitaptan biri kanımca.

Okuma Üzerine
Okumak Ve Tüketmek

Hangi kitabı, neden, nasıl, ne sürede okumalıyız soruları, her birimizin zaman zaman zihninde gezinen sorulardır. Çoğumuz tam anlamıyla aç kurtlarız. Hem o kadar açız ki, elimizden gelse, sürahiden süt döker gibi, kafatasımızı açıp içine kitapları aktaracağız. Ama bu mümkün olmadığı için, biz de bari gözümüzü doyuralım diye belki altından kalkamayacağımız kadar karışık listeler yapıyoruz. Bunda bir sıkıntı yok ama bize fayda sağlamayacak bir şey var ki, rotasız bir şekilde kitap almak.

Benim için bu çılgın kitap alma olayı, birkaç sene önce, Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap Listesi ile karşılaşmam, bunu yaklaşık iki ay boyunca taramam, ilgimi çekenleri listeme dahil etmem ve indirime gireni görür görmez satın almam ile zirveye vardı. İnsan acemi olunca, bazı noktalarda kendisi gibi aç gözlü, kitap kurtları ile de arkadaş olunca, onu engelleyecek değil teşvik edecek insanları gördükçe, aldıkça alıyor. O zamanlarda da iyi çeviri konusunu önemserdim ama iyi zannettiklerim varmış meğer, bilememişim... Aldığım bazı kitaplar için bu yüzden pişman olmakla birlikte bunların sayısı çok abartılı olmadığı için içim ferah.

Size bugün kendi dünyamdan, keşfettiklerimden süzmeye çalışıp bu yazıyı yazmaya karar verdim. Aslında bu yazı aylardır zihnimde, taslak halinde de defalarca yazıldı. Fakat durdu bir köşede. Bir kez daha, bu sefer bitirebilme ümidiyle yazmaya koyuldum.

Hepimizin bilmesi gereken bir şey var, bazı kitaplar okunmadan bazı kitaplar okunmamalı. Aslında okunacaklardan ziyade okunması için zihnin -bence- hazır olması gereken kitapları yazmak daha doğru geliyor. Çünkü ille okuyun denecek hem yerli hem yabancı edebiyata ait o kadar çok güzel eser var ki, bu nokta ancak sizin kendi karar ve zevkinize göre şekillenmeli. Okumak için hazır olunması gereken eserlerden benim verebileceğim örneklerden biri; Ulysses. Bazı okurlara bakıyorum, o kadar istikametsiz, o kadar rastgele okuyorlar ki. Karışmak olur diye elbette bir şey söylemiyorum. Çünkü herkes, istediğini alır okur. Ama kuzum, n'apıyorsunuz? :) Bir sakin olun. O zihin buna hazır mı? Ben de bazı birkaç kitap için apalamadan koşmaya kalkmıştım zamanında ama hemen fark ettim bu durumu ve dedim bu, böyle olmaz. Proust misal, Eco'nun bazı kitapları. İsmet Özel'in Of Not Being A Jew'u. Saatleri Ayarlama Enstitüsü misal. Bunlar öyle hadi elime alayım, çayımı içerek okuyayım diyebileceğiniz kadar kolay değil. Abartmak gibi olmasın ama 30 yaşından sonra bu kitaplara yaklaşmak, anlamak ve faydalanmak açısından daha önemli. 30 dememin sebebini de anlamayacak insanlar illa ki olabileceği için bunu da açıklamalıyım. 30 yaşında bir aydınlanma gelmeyecek herhalde. :) O vakte kadar Dostoyevski, Yaşar Kemal, Charles Dickens, Sabahattin Ali, Halikarnas Balıkçısı, George Orwell, Mihail Bulgakov vb. gibi birçok anlayabileceğimiz yazarı, tabiri caizse hatmetmek mümkün olduğu için söylüyorum. Çünkü bunlardan bir şeyler okuduğumuzda zaten anlamanın zevkine varmış olacağız. Anlamak en güzel mertebedir. BİZLER, ANLAŞILMAYI BEKLEYEN VE HER FIRSATTA ANLAŞILMAMAKTAN ŞİKAYET EDEN O KUTLU VARLIKLAR, İLK ÖNCE ANLAMAYI DENEMELİ, ÖĞRENMELİYİZ. Ama adam iyi bir inceleme okudu diye paldır küldür ''Gidem de Musil okuyam gelem.'' derse, tebrikler ve başarılar dilerim. :) Ha istisnalar var elbette. Bazı insanların vakit açısından daha fazla imkanı vardır. Bir insanın 2 senede okuduğunu, o kişi 1 senede okur ve bu durum karakterine, aldığı eğitime ye yetiştiği ortama bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Hemen bana biri çıkıp da eniarcuokkey yapmasın. Herkesin zihin dünyası hem kendine hem okuduklarına bağlı olarak değişken bir olgunlukta olabilir.

Şiirlerle ilgili de söylenecek çok şey var. Ayrı bir yazı yazmayı da düşündüm ama hazır elime kalemi almışken, bununla da ilgili yazayım dedim. Şiir dünyası da anlam çeşidi bakımından kendi içinde bir merdivene sahip. Kendi adıma okuyup, en zor kategoriye koyduğum yegane isim Sezai Karakoç'tur. Anlaşılır ve gerçekten anlayabilirseniz, öyle dolu mısraları var ki, bunları yazmanın nasıl mümkün olduğuna insan hayret ediyor. Ama anlaması o kadar zor satırları var ki, onu bence ulaşılması gereken bir hedef gibi benimsemeli. Mona Rosa'nın şairi, benim için apayrı kıymetlidir ve hep öyle kalacaktır. Sezai Karakoç, divan edebiyatından önceki merdivenin en son basamağıdır. Divan edebiyatına ait, anlam bakımından hayli zor olan şiirler, şiir merdivenimizin elbette en son basamaklarında oturmaktalar. Bu arada bahsettiğim merdiven değer bakımından değil, anlamak bakımından kolaydan zora giden bir yükselişi ifade ediyor. Yalın anlamda da doğru düzgün şiir yazmak, sanıldığı kadar kolay değil. Bunu bir tür sanat çeşidi olarak düşünebiliriz. Sezai Karakoç'tan önce Cahit Zarifoğlu gelir. Aşırı zordur, lakin ona nazaran bir tık daha anlaşılır yazar. Cahit Bey'den önce de İsmet Özel gelir. Bu şairleri, yüzde yüz anlayan yiğit arkadaşlarla tanışmak benim için bir şereftir. Elbette bunlarla koca edebiyatı sınırlamak gibi bir düşüncede değilim. Bunlar birkaç örnekti. Düşündüklerime ve beğenilerime kıymet verip, bana özelden birçok konuyla ilgili öneri vermem isteyen, birçok okur arkadaşımız oldu. Okuduklarım doğrultusunda, bir şeyler söylemeye çalışıyorum. Burada benden çok daha fazla okuyan nice insan var. Benim varsa bir farkım, bu da okuduklarım üzerinde düşünme sürem ile ilgili. Hep söylüyorum, çünkü bu sitede de her yerde olduğu gibi derin nefesler aldıracak çok şahsiyeti kıymetli insanlar var, açık nokta bırakmayacak şekilde, bu yazıyı yazayım ki başım ağrımasın. Ben bu yazıyı okuduklarım neticesinde kaleme alıyorum. Bunca okuma arasında konuşmaya hakkım olduğunu düşündüğüm yegane konu aslen şiirdir. Çünkü buraya okudum diye işaretlemesem de incelediğim, hayli uzun vakit geçirdiğim birçok şair oldu. Artık konuşmak hakkımdır. 3-5 şiir kitabı okuyup da sağa sola öneri vermek, benim için çok yanlış bir hareket. Konuşuyorsak, bunun bir arkası olmalı. Dostoyevski hakkında en çok, onu en fazla okuyan ve özümseyenler konuşabilmeli misal. Oğuz Atay ile ilgili onu en çok anlayanlar konuşmalı. Sevmeyenler elbette olur, görüş de bildirir ama kendisine hitap etmediğini ifade etmekle, birkaç kitap okuyup kelle almak başka bir konu.

<<Binlerce düşünce arasında, hangisini nereye kondurursam daha akıcı ve düzenli bir yazı olur diye düşünsem de, bu benim için biraz zor oluyor. Ben şu yazıyı, aylardır düşünüyorum. Lakin, okudukça söylemek istediklerim de çoğalıyor. Umarım, bu okuyanlar için faydalı olur.>>

En büyük önerilerimden biri de not alarak okumanız. Bu demde Hakan S.'yi anmamak ayıp olur, çünkü ben, bunu ondan öğrendim ve okumak bambaşka bir keyfe ve anlama büründü. Bakın, hepimiz daha fazla şey okumak istiyoruz evet. Vakit az, eser çok. Lakin, neden okumak istiyoruz? Bunun sonucunda ne olacağını düşünerek okumak istiyoruz? Bu soruları, lütfen ciddi ciddi düşünün, geçiştirmeyin. Daha itibarlı olmak için mi? Okumakla gelişmek arasındaki o köprüye inandığınız için mi? Okumak, havalı olduğu için mi? Şu frene bir basın ve bir bakın: KİTAPLARI OKUYOR MUSUNUZ YOKSA TÜKETİYOR MUSUNUZ?

Kübra bu. Kübralığını yapmasa olmaz. Birçoğunuz kitapları tüketiyorsunuz ve ben bunu üzülerek izliyorum. Evet, bana ne. Haklısınız da. Ama ben birilerinin, ''gıcığına gidicek'' diye, söyleyeceklerinden geri duracak biri değilim. Bunu zaten benim diğer yazdıklarımı okuyanlar bilir. Bir şiir kitabını alıp, 1 saatte okudum, güzeldi, tavsiye ederim, diyenleri görünce... İnanın sol yanım kanıyor desem yeridir. 1 saatte ne okudun, ne anladın, ne yaptınnnnnn. Herhangi bir kitabı da öyle, alıyorlar haralahuralagakgukcumburlop yutuyorlar. Faydası olmaz demiyorum, asla. Olur ama bu fayda; üzerinde düşündükçe, sabırla vakit geçirdikçe, kendinize izin verdikçe azami seviyeye gelecektir. Not almak, sizin o kitabın konaklayıp hoşçakal dediği bir zihni değil, izini bırakacağı bir zihni taşımanızı sağlayacaktır. Hangimiz dâhiyiz? Kaçımız diyebiliriz, ''Hafızam beni yanıltmaz.'' Kendinizi gözden geçirin, çok değil 2 sene önce okuduğunuz kitaplardan neler hatırlıyorsunuz, neler iz bırakmış, o kitaplar hakkında kaç cümle kurabilirsiniz? Elbette okuduklarımızdan o an fayda göreceğiz diye bir şey yok. Okudukça, kendimizi tanımayı, neleri isteyeceğimizi, kendimizi daha iyi ifade etmeyi öğreniyoruz. Ama bunun azami seviyeye çıkması, kitapları tüketmeden, bitirmek, profilinizdeki kitap sayısını çoğaltmak yerine, okuduklarınızı sözünüze ve kalbinize tıpkı bir hamura unu yedirmek gibi yedirmekle mümkün.

Şiir konusuna tekrar dönelim. Bence rastgele şiir kitabı almak en büyük hata. Bu konuda, özellikle dikkatinizi çeken birileri varsa onlara danışın. Bence bunun için üşenmeyin, dikkatinizi çeken bütün şairlerin incelemelerini, haklarında yazılan blog yazılarını okuyun. Alıntılara göz gezdirin. Yalın anlamda mı, kapalı anlamda mı yazıyor, hangi konuları tercih ediyor, dünya görüşü ve hayat hikayesi nedir öğrenin. Bu, şairleri anlamak ve beğenmek açısından çok ama çok önemli. (Benim gibi zaman geçtikçe, beğenmemek ve sadece neymiş diye de okumalar yapabilirsiniz. :>)

Koşma tarzında yazılmış şiirlere bakın misal. Şiir incelemelerini okuyun. Yeni başlayanlar, hemen anlamıyorum diye kestirip atmayın. Divan edebiyatında, sadece sanatın kutsallığını ve gelebileceği en üst noktaları görebilmek adına örneklere ve açıklamalarına bakın. O zaman kelimeler öğrenmeye, anlam kapıları açıldıkça, sanatın kutsal yolunda yürümek için istek ve haz duymaya başlayacaksınız. Şairlerin en ünlü şiirlerini okuyun internetten. Sonra biraz beğeninizin şekillenmeye başladığını göreceksiniz. Şiir, edebiyatta en sevdiğim ve mutlu olduğum alan olduğu için söylemek istediğim çok şey var lakin noktalamak zorundayım.

Eğer bizlere okullarda adam gibi eğitim verseler ve rotalar çizselerdi, bizler bugün bu rotasız okumalar içinde bocalamazdık. Kendimizi tanımamız bile o kadar zaman alıyor ki, sonra geçmişe bakıp ah ediyoruz, şu kitabı neden daha önce okumadık diyor ve üzülüyoruz. Ortaokul için çok tavsiye verebilecek konumda değilim. Umarım karşılarına onların dilinden anlayacak kaliteli nice öğretmen çıkar ve yardımcı olur. Sadece fantastik eserler, onlar için daha keyifli ve okumaya teşvik edici olabilir. Şu bir gerçek ki ileriki yaşlarda da bu türde eserler okumak zevk verse de, hayal gücünün en yüksek seviyede olduğu çağlarda okumak, paha biçilemez olsa gerek. Bu yüzden Harry Potter'larla ortaokulda karşılaşmama rağmen, okumamış olmanın üzüntüsünü yaşıyorum. Çünkü o zaman okusaydım, lisede ve şimdi bir kez daha okurdum. Lisede de fantastik eserlere, bilimkurgu türündeki eserlere ve polisiye eserlere yer vermek, okuma alışkanlığımızı beslemesi ve keyif vermesi açısından çok kıymetli. Sherlock Holmes'lar için falan en iyi dönem lise bence. (Ben hâlâ keyifle okuyorum ama çok baba eserlerle karşılaştıktan sonra bazı arkadaşlar bu serinin hakkını yiyiyor. Bence çok kaliteli ve keyifli bir dizi kitaptır.) Aynı zamanda yerli edebiyatımızdan da bu dönemde faydalanmalıyız. Bunlar için öğretmenlerimize danışmalıyız. Onlar bize uygun eserler açısından daha iyi yönlendirmelerde bulunurlar. Benimkiler gibi ille sorunca söyleyen öğretmenleriniz vardır, o yüzden gidin sorun arkadaşlar. Rus klasikleri ile tanışmak için doğru bir dönem mi bilmiyorum. Çünkü çeviri ve eksik metin talihsizliği direk bu konudan uzaklaşmanıza sebep olabilir. Bu da birçok kıymetli eserden mahrum kalmak demek. Ben lisedeyken Stephen King okurdum. İlerde bu heyecana sahip olmayacağım için, şimdi bu ilgimi sonuna kadar değerlendireyim derdim. İyi ki de okumuşum, iyi ki de ilk gençliğimi okumaya teşvik edecek kitaplarla geçirmişim. Bir Stephen King okumayalı epey zaman oldu. İlerde okumak istediğim 10 kitabı falan var hâlâ. Ama nasip olur mu bilmiyorum. Çünkü 2015'ten beri artık beni heyecanlandıran tür şiir. Goncalar güle döneli beri, mutluyum.

Okumak istemediğiniz, İngilizcesi reading slump olan bir dönem var. Ben buna ''okuyasıgelmeme'' diyorum. Elinize kitap almak istemezsiniz. Aldığınızda devam edemezsiniz. Ama içinizde de okumadığınız için bir pişmanlık vardır. Okumayın. Bırakın okumayın. Niye zorluyorsunuz kendinizi? Bu dönemde, belki de sadece düşünmemeye ihtiyacınız vardır. Yok illa bir şey okuyayım derseniz, dergi okuyun. Bir yazı en fazla 3 sayfadır, mutlaka resim de vardır geniş geniş. Şöyle yavaştan yavaştan okursunuz, böylece vicdanınız da rahatsız olmaz. Yeterince zaman geçtikten sonra okumak isteyeceksiniz merak etmeyin. Sadece okumaya bir mecburiyet olarak bakmayın.

Toparlayacak olursam, şiir için lise yıllarınızda Sabahattin Ali, Özdemir Asaf, Yavuz Bülent Bakiler, Erdem Bayazıt, Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Selçuk İlkan anlamak için daha kolay şairlerdir. Çok da güzel şiirleri vardır. Öncesinde de söylediğim gibi divan edebiyatında açıklamalı mısralara bakın. İskender Pala'nın şiir kitaplarından faydalanabilirsiniz.

İlerisi için artık şiirden anlıyorum ben dediğinizde ise Metin Altıok, Ahmet Telli, İbrahim Tenekeci, Furkan Çalışkan, Muzaffer Serkan Aydın, Birhan Keskin, Didem Madak, Ah Muhsin Ünlü, Onur Bayrak ve daha niceleri, okumanız ve anlamanız için sizi bekliyor olacaklar.

***Not: Çok okumaktan ziyade, okuduğunu anlamaktır iş.>
https://www.youtube.com/watch?v=Sj85pMwfL1o

Sevgiyle ve anlamla kalın...

Bay_X, bir alıntı ekledi.
30 Nis 14:26 · Kitabı okudu

Genişletme hilesi
Muhalifin iddiasını doğal sınırları ötesine çekmek, bunları mümkün olduğunca genel yorumlamak, mümkün olduğunca geniş anlamda ele almak ve abartmak;
diğer yandan kendi önermemizin anlamım mümkün olduğunca sınırlı tutmak, onu mümkün olduğunca dar sınırlar içine çekmek: Çünkü bir iddia ne kadar genel olursa, saldırılara o kadar açık olur. Hileye karşı çare [noktalar, burada: anafikir] ya da status controversiae'nin [tartışma konusu] kesin ve doğru olarak ortaya konmasıdır.

Eristik Diyalektik, Arthur Schopenhauer (Sayfa 19 - Sel yayınevi)Eristik Diyalektik, Arthur Schopenhauer (Sayfa 19 - Sel yayınevi)
Geyikli Gece, bir alıntı ekledi.
26 Nis 01:17

"...Montiel Ovası civarının bütün sakinlerinin nezdinde, uzun yıllardır buralarda görülmüş en âşık ve en cesur şövalye olan LaMancha'lı ünlü Don Quijote'nin hikâyesini böyle içten ve dolambaçsız bulduğun için ne kadar ferahlayacağını göreceksin. Sana böyle soylu ve şerefli bir şövalyeyi tanıtmakla yaptığım iyiliği abartmak istemiyorum; ama silâhtarı meşhur Sancho Panza'yla tanışacağın için bana müteşekkir olmanı istiyorum; çünkü bence, bütün o kasıntılı şövalyelik kitapları güruhuna serpiştirilmiş olan silâhtarlık meziyetlerini, onun şahsında, özetlenmiş olarak sana veriyorum.

Haydi, Tanrı sana sıhhat versin, beni de unutmasın."

Don Quijote, Miguel De Cervantes (Sayfa 43)Don Quijote, Miguel De Cervantes (Sayfa 43)

Son zamanlarda okuduğum en iyi yazılardan;
Giderek arkadaşlığın neşe ve hayat veren sıcaklığına inanç kaybolmakta, derinlikli ilişkilerin yerini geçici, yüzeysel, kısa, sanal, niceliğe dayalı, gözden çıkarılabilir/silip üzerine yazılabilir ilişkiler almaktadır. Bugün en değerli an, sahip olma anıdır ve herşey parladığı hızla gözden düşmektedir. Canlı kalması gereken tek şey tarzdır; bu tarz ise görülmedik bir hızla aksesuarlara sahip olmayı gerektirir. İngiltere Ulusal İstatistik Bürosu, ortalama bir gencin cep telefonu, MP3 çalar, program yükleme, saç bakımı, giyim eşyaları gibi aksesurlara, 30 yıl önceki bir gencin 12 katına denk gelir şekilde, yılda 9000 sterlin harcandığını rapor etmiştir. çocuk ve gençlerin ticarileştirilmesi, TURBO TÜKETİM dünyamızın en önemli etmenlerinden biridir; "neyi satın alıyorsak o oluyoruz" şablonundan başka türlü davranamamaktadırlar.
''Cinsellik de benzer şekilde yaşanmakta ve artık pizza siparişine benzemektedir. Halbuki şeylerin değerleri, onları elde etmek için feda edilenlerin büyüklüğü ile ölçülür'' (G.Simmel).
Daha fazla sayıda insanla cinsellik yaşanıyor olsa da bu artışa paralel olarak yalnız yaşayan, yalnızlıktan ve terk edilmenin dayanılmaz acısından kahrolan insanların sayısı da artmaktadır.
Yalnızlıktan kaçarken, internet sayesinde insanlar "her zaman açık / göz önünde" hale gelmekte, salyangozun kabuğu gibi networkunu her yere taşımakta, asla tam anlamıyla ve sahiden yalnız kalamamaktadır. Bundan dolayı da, sadece insanın kendi kendisiyle kaldığında gerçekleştirebileceği keyif için kitap okumak, resim yapmak, yaratabilmek ve başka dünyaları hayal edebilmek çok zorlaşmakta, hiç tadılmadığı için de elden kaçırılmış şeyin ne olduğu hiç bilinmemektedir.
Özel alan, yani mahremiyet, aslında insanın kendi krallığı, tek ve bölünmez egemenliğinin topraklarıdır; bu topraklar kamusal alanla muhalefet halindedir. Günümüzde ise tam tersine olarak, "özel alanın" sahibinin sonsuza dek kendi edip kendi bulmaya mahkum edildiği zindanlara dönülmesinden korkulmakta ve internet/televizyon aracılığıyla mahremiyet orduları kamusal alanı istila etmeye yönelmektedir. Görünür/ünlü olmak, gizliliğe ihtiyaç/hak duymamak, başarılı addedilen hayatın en makbul ve en popüler şeklidir.
Mahremiyet aynı zamanda insanlar arası bağları kuvvetlendirmekte de bilinen en güçlü birliktelik aracıdır; sırlar, seçilmiş, az sayıda, "çok özel" birkaç kişiyle paylaşılarak "en iyi arkadaşlıklar" tesis edilir.
İnsanın sürekli ihtiyaç duyduğu güvenlik ve özgürlük, pek çok evli çifte benzer şekilde, ne ayrı ne de beraberken huzurlu olan iki haldir. Özgürlük olmadan güvenlik köleliğe mahkumiyet, güvenlik olmadan özgürlük ise çaresiz ve sinir bozucu bir belirsizliktir. Bu ikilinin böylesi zıtlıklarının taşıdığı potansiyel enerjiyi kinetik enerjiye (değişim/yaratıcılık) en iyi dönüştüren modadır. Birey yeni modayı izlemesi (satın alması) sayesinde, hem kendini biricik hissedecek (özgürlük) , hem de aralarında olmak istediklerinin parçası (güvenlik) olabilecektir. Her iki arzunun birlikte var olması ve tatmin ihtiyacı, modanın sürekliliğinin dinamosudur.
Bugünkü kültür/sanat normlardan değil sunumlardan ibaret olup, baştan çıkarıcılıkla ayakta kalmaktadır: Hizmetle, halkla, ilişkilerle değil, arzular üreterek. İçinde tüketicilerin barındığı dünya, "aradığınız her şey burada" mağazalarından birine dönüşmüştür ve kültür artık o mağazada bir reyona benzemektedir.
Buna paralel olarak, Oxford akademisyenleri eski manasıyla kültürel elitin artık var olmadığını öne sürmüştür. Bir ısırık oradan, bir lokma şuradan tarzıyla koşturan seçkinler, popüler kültürü tüketen entellere doğru değişmektedirler; "şikayeti kesin, çok seçici olmayın, daha fazla tüketin" demek dışında da etraflarına iletecek mesajları kalmamıştır.
Felaket tellallığı, artık hem gelişen Kontr-Terörizm imparatorluğunun hem de "sağlık ve güvenliğin" ekmeği suyudur. Üretilen ilaçlara yeni hastalıklar uydurmak ("Sosyal fobi" icadı ve Paxil ilacının milyonlarca satılması) ve her zamanki sayıda ölümle seyreden gripleri çok öldürücü diye abartmak (ülkelerin milyonlarca doz Tamiflu stoklaması) sık başvurulan tellallıklardır.
Bilimsel çalışmalarla birçok kez kanıtlandığı üzere dünyada en yaygın ve en etkili ömür kısaltan ve psikoloji bozan faktör yoksulluk ve gelir eşitsizliğidir. Varolmayanlara tellallık yapan siyasetin/medyanın/bilimin, varolan bu ekonomik gerçeğe dair yaygın suskunluğu, son derece çarpıcı ve düşündürücüdür.
Birikmiş bilgi yığını, düzensizlik ve kaosun çağdaş simgesi haline gelmiştir. Bilginin geleneksel tasnifinde kullanılan güncellik, önem sırası, ihtiyaçlar ve otoriteler aşamalı olarak ortadan kalkmaktadır. Bu yığının içindekilerin kullanıma/tüketime uygunlukları ancak nicelikleri ile değerlendirilebilmekte; önem sırasını belirleyen tek temel kural olarak ise geçici güncellik (anlık, ayaküstü, tek kullanımlık) öne çıkmaktadır.
Dünyanın/evrenin sırlarını anlamaya ilişkin asimile edilemeyen özel galaksi ise sadece birkaç müptelaya kalmaktadır. Bilgiye doymuş bir dünyada yaşama sanatını ve akıllara durgunluk verecek kadar zor olsa da böyle bir hayata insanlara hazırlama sanatını öğrenmemiz gerekiyor.
''Kriz özellikle eskinin ölmesi ve yeninin doğamaması olgusundan kaynaklanır; ara dönemde ise çeşitli hastalıklı belirti ortaya çıkar''(Gramsci). Yönetenler eskisi gibi yönetemezlerken, yönetilenler de eskisi gibi yönetilmek istemezler. Gezegenin mevcut hali sürekli ara döneme işaret etmektedir ve egemenlik artık hiçbir yerde tam değildir.
Hükümetler, hemen al sonra ödersin piyasasıyla öğrenci gençlerin bile borçlandırılmasına, finans sektörünün tura gelirse ben kazanırım, yazı gelirse sen kaybedersin oyunlarına göz yummaktadır. Devletler otoriterleşirken, kişiler militerleşmektedir.
Alışkanlıklarımızın tersini yapmalı, merkezinde bireyin varolduğu düşünce tarzımızı, ilişki ve ortama ayrıcalık tanıyan etik ve estetik bir pratik çerçevesinde düzenleyen başka bir alternatife dönüştürmeliyiz.

~ Zygmunt Bauman ~

Dilara U., Zübeyde Hanım ve Oğlu'yu inceledi.
 24 Nis 17:18 · Kitabı okudu · 4 günde · 6/10 puan

Her ne kadar sıkı bir Atatürk hayranı olsam da okurken çok sıkıldığım ve bitsin diye gözünün içine baktığım nadir kitaplardandır.
Şöyle ki; bu kitapta Zübeyde Hanım'ın "abartılı, öngörüsü zirvede, ölen çocuklarına değil de en çok Mustafa Kemal'e bağlı, ona bir türlü hiçbir hanımı yakıştırmayan, ülke için faydalı olacak diye mutluluğa engel olan ve sürekli küsen bir anne" profili çizmesi hiç hoşuma gitmedi. Hele "ülkesi için hayırlı evlat olacağı ve büyük işler başaracağı" konusu bebeğin -Mustafa Kemal'in- doğumuyla birlikte sayfalar boyunca tekrar edilmiş. Tamamen yüceltmek ve abartmak adına yazılmış, objektiflikten çok uzak bir eser.

İsmail Emre Beyce, bir alıntı ekledi.
22 Nis 00:07 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Yunanlı Tercüman
"tevazuyu erdem sananlara katılmıyorum. Bir mantıkçı için, her şey tam olarak ne ise öyle görünmelidir. Kendini küçük görmek de, yeteneklerini abartmak da gerçeklerden kaçmaktır..."

Sherlock Holmes'un Anıları, Arthur Conan DoyleSherlock Holmes'un Anıları, Arthur Conan Doyle
merve kılıç, bir alıntı ekledi.
21 Nis 09:05 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

"Kendini küçük görmek de, yeteneklerini abartmak da gerçeklerden kaçmaktır."

Suç Detayda Saklıdır, Arthur Conan Doyle (Sayfa 241)Suç Detayda Saklıdır, Arthur Conan Doyle (Sayfa 241)
Kitap Kurdu, bir alıntı ekledi.
14 Nis 21:52 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Çünkü gerçekte herşeyi veren hayattır ve siz kendinizi bir verici olarak belirlediğinizde, sadece bir tanık olduğunuzu unutuyorsunuz.
Ve siz alıcılar, ki hepiniz bu gruba dahilsiniz, ne kendinize ne de size verene bir boyunduruk yuklememek için, hiç bir minnet hissi taşımayın. Bunun yerine, armağanları kanat yaparak, verenle beraber yükselin; Çünkü borcunuzu gereğinden fazla abartmak, annesi özgür yürekli dünya, babası evren olan cömertlik olgusundan şüphe etmek demektir..."

Ermiş, Halil Cibran (Sayfa 13 - Anahtar Kitaplar Pdf)Ermiş, Halil Cibran (Sayfa 13 - Anahtar Kitaplar Pdf)