• Ölümün en beteri , kurbanın ölmek için yalvarmaya başlamasıyla taçlanan , o ağır ağır akıtılan kanın kutsandığı andır .
  • Bu dönem hüzünlüdür hüzünden öte acılarla doludur ve bazı çevrelerde artık yaygın ama tamamen yanlış bir slogan halini almış olan “Sultan Abdülhamid tek karış toprak kaybetmemiştir” iddiasının aksine Abdülhamid'in iktidar yıllarında büyük toprak kayıpları yaşanmıştır.
    Murat Bardakçı
    Sayfa 63 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • “Nefret etdim bedava Osmanlı namı istemem,
    Yok mu istikraha (tiksinme) hakkım söyle Allah aşkına?
    Padişahım, başka bir lütûf istemem senden, fakat,
    Tabi’iyyetden beni affeyle Allah aşkına!”

    Abdülhamid “terörist şiirler yazıyor" diye 17 Ağustos 1904’de kendisini Mısır’a sürgün edince Eşref, bu dizeleri yazdı.
  • Sultan Abdülhamid, tam da 1918’de fiziksel olarak ölürken, siyaseten yeniden doğmuştur.
  • Kitap 'içindekiler' kısmında da belirtildiği gibi 7 ana başlığa sahip. Kitabı Türkçeye çeviren Dr. Mert Akçanbaş
    ayrıntılı bir açıklama yaparak kitabın içinde neler olduğunu ve 'sevr'den günümüze Batılıların planlarının değişmediğini
    anlatıyor. O yüzden dikkatli olmakta yarar var. Bu kitapta onların 1900'lü yılların ilk döneminde neler düşündükleri anlatması bakımından önemli. Tabi tüm Batılılar bu yazar gibi düşünmüyor ve toptan bir yargılama yapmıyoruz. Ama kitapta bahsedilen konular okunduğunda bazı şeyler daha net anlaşılabilir. Bu kitap Türkçeye çevirisi esnasında konan o üst başlığı ihtiva ediyor, bilginiz olsun. O yüzden rahatsız edecek cümleler duyabilirsiniz.

    Kitabın 1. bölümünün başlığı 'Eski Türk Teorisi'. Bu sayfa içinde güzel bir cümle var. "Tarihi sözler eden kişiler riskli bir
    oyun oynarlar (s.15)". O yüzden ağızdan çıkan her sözü tartarak söylemekte yarar var. Çünkü gün gelir o sözler geri döner. Ama benim öyle bir sıkıntım yok, onu da söylerim bunu da söylerim, o da keyfime kalmış diyebilir de insan.

    Kitap yazarın Türklere yaptığı ağır ithamlarla başlıyor (zaten çevirmen önsözde ve arka kapak tanıtım yazısında bunu belirtiyor.). Birileri 'Hasta Adam' diyor, hayır onlar 'hastalığın kendisidir (s.15)' diyerek içindeki kini daha ilk sayfada kusmaya başlıyor.

    Yazara göre ortada Avrupa devletlerinin 'Güçler Dengesi' planı olduğu için çok önceleri tarihin derinliklerine gitmesi gereken
    Osmanlı İmparatorluğu bu yüzden hala yaşamını sürdürmektedir diyor. Çünkü Rusya'yı sıcak denizlere ulaştırmama politikaları; Avrupa devletlerinin kendi aralarındaki uzlaşmazlığı yüzünden Osmanlı İmpaatorluğu uzun yaşamıştır sonucuna varıyor. Şimdi bu tezi savunan
    tarihçiler de var. Ama bu 'Güçler Dengesi' irdelenmesi gereken bir konu.

    Tabi ki ağır ithamlar mevcut. Eğer karşılıklı olsa anlarım ama sadece biri kesmiş diğeri çiçek vermiş mantığıyla çok öznel
    bir tavır gözüküyor. Ama şunu öğreniyoruz ki, bu ve bunun gibi kitaplar Avrupa'da okutuluyorsa -ki hala okutulmadığı ne malum-, neden bazı problemler yüzyıldır çözülmüyorun cevabı açık olur. Aynı şekilde bu taraf için de geçerli.

    Osmanlının beşyüz yıllık uzun hüküm sürmesi sadece 'kurnaz zekasına' indirgenmiş. Sonuçta tam 'kara propaganda' örneği bir kitap sayılabilir.
    Bu yüzden bunun bilinmesinde yarar var. Türkçeye çevrilmesi iyi olmuş bu sayede üstümüze oynanan oyunları alt yapısını da öğreniyoruz.

    Almanya ise hem Abdülhamid'in koruyucusu hem de Osmanlı'nın koruyucusu olarak görülüp, bazı şeylerin Almanların yüzünden onların istekleri doğrultusunda gerçekleştiği ve en sonunda Abdülhamid'le Kayser'i şeytanla işbirliği yaparak, insanları katletmelerine kadar işi götürür.

    Kitabın 3.bölümü olan 'Ermeni Probleminin Çözümlenmesi' kısmının neler içerdiğini bilmek için kahin olmaya da gerek yok. Tamamen kin, nefret, düşmanlık tek yönlü anlatım doruğa çıkmış. Tabi ki o dönemde sıkıntılar, ölümler yaşanmış ve bunu kimse inkar etmiyor ama burada bahsedilen ve kitabına kaynak olarak aldığı (kendi yazdığı önsözde belirtiyor) kitapların da propaganda olmadığının garantisi var mı?

    Kitabın 4. bölümü olan 'Suriye ve Filistin Problemleri'. Burada da diğer bölümlerden farksız doğrudan olumsuz olarak "Türklerin eziyeti altında ezilen..." cümleyle başlıyor ve devamında neler geleceği de malum.

    Kitabın 5. bölümü olan "Allah Yolunda Almanya". Almanya'nın savaşa girmesi düşmanlarını yok etmek yerine barışı yok etmek istemesi yüzündendir diyor.

    Kitabın 6. bölümünde ise 'Osmanlı İmparatorluğu'nun Bölüşümü' ele alınıyor. Osmanlının parçalanması ve parçalanma sonunda hangi devletlerin nereleri alması gerektiğine dair düşüncelerini açıklıyor.

    Kitabın 7. bölümünde ise 'Ahtapotun Kıskacında' işleniyor. Türklerin Alman ahtapotun sardığı kollarından kurtulsa bir şeyler yapabileceğini, ama çok yüksek borçlandırıldığı için durumunun kötü olmakla beraber bu topraklarda kalmaya devam edeceğini ifade ediyor.

    Ezcümle: Kitabın Türkçeye çevrilmesi yerinde. Ama bu kitabın içeriğinin kara propaganda amaçlı olduğu da unutulmasın. Bu tür kitapların çevrilmesi sayesinde bize bakış açılarını da görüyoruz. Ama kitabın 1917 yılında yazıldığı da unutulmasın. Tekrar okurmuyum, hayır. Peki niye hayır dersem, okunacak daha 'bilgilendirici' kitaplar varken bununla zaman kaybetmeye değmez. Salt propaganda amaçlı, bu coğrafyadan
    Türklerin atılması gerekir teması işlenmiş.

    Not:

    + Kitabın İngilizcesinde haritalar var fakat Türkçe çeviriye bunlar alınmamış.
    + Yayıncılara not olarak da düşmek gerekirse, bu tür kitaplar haricinde çok sayıda hikaye, romanda yazmış. Telif sorunu olmadığı için rahat rahat Türkçeye -iyi, okunabilir kitapları varsa- çevrilebilir.
  • Zira insanın korktuğu ya da nefret ettiği birinin yüzünü görmesi iyidir. Bu onun iç dünyasında sakinleştirici bir tesir uyandırır ...
  • Tarih değil, hatalar tekerrür ediyor! Sultan II. Abdülhamid Han