8/10
·264 syf.··
2026 107. kitabı
21 Temmuz 1905 yılında Yıldız Camii avlusunda Sultan II. Abdülhamid Han'a karşı yapılan bombalı suikastin bütün ayrıntılarını bu kitapta bulacaksınız. Bu hain saldırı sonrası kurulan komisyon tarafından yürütülen soruşturmada bu olayla bağlantısı olanların sorgu ve itiraflarına ayrıca onlara yardım edenlerin kimler olduğuna raporlar eşliğinde yer verilmiştir.
Sultan Abdülhamid Han’a Karşı Yapılan Suikastin Perde ArkasıHarun Tuncer · Hamidiye Kitaplığı · 201686 okunma
Puan vermedi·475 syf.··
2026 276. kitabı
Halide Edib Adıvar, *Sinekli Bakkal* adlı bu ölümsüz dönem romanında, II. Abdülhamid döneminin İstanbul'undaki bir mahalle çerçevesinde, Doğu ve Batı kültürlerinin, değerlerinin ve felsefelerinin çatışmasını ve sentezini konu alır. Yazar; mahallenin renkli simaları, geleneksel Türk tiyatrosu (Karagöz ve ortaoyunu) ve tasavvuf mistisizmi üzerinden, bir yandan çökmekte olan Osmanlı toplumunun sosyal yapısını analiz ederken, diğer yandan da Rabia ile Peregrini’nin aşkı ekseninde Doğu-Batı sentezinin imkanlarını sorgular.
Sinekli BakkalHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 202222,9bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
10/10
·544 syf.··
2026 107. kitabı
Tahsin Paşa, Sultan II.Abdülhamid han döneminin son 14,5 yılında Başmâbeyncilik görevini üstlenmiştir dürüstlüğü ve yeteneği sayesinde bu göreve terfi ettirilmiştir. Tahsin Paşa Sultana en yakın isimlerden biriydi Yıldız Sarayında yaşadığı ve tanık olduğu birçok olay vardır. Paşa sarayda yaşayıp bizzat şahit olduğu olayları bu kitapta bir araya getirmiştir bunlar arasında Sultan Abdülhamid 'in özellikleri ve bazı paşalar hakkında bilgiler mevcuttur ayrıca Ermeni meselesi, dış siyasette İngiltere ve Rusya ile ilişkilerimiz, Balkanlardaki sorunlar gibi daha bir çok önemli olayı yaşayıp görmüş olan birinin hatıralarını okuyacaksınız.
Yıldız HatıralarıTahsin Paşa · İz Yayıncılık · 2017126 okunma
Puan vermedi
Tarih okumayı seviyorsanız Türk Damarı mutlaka dikkatinizi çekecek bir eser. Bu kitapta sadece bir insanın hayatını okumuyor, aynı zamanda bir dönemin ruhuna da tanıklık ediyorsunuz. En çok etkilendiğim nokta ise yazarın bu hikayeyi gün yüzüne çıkarmak için gösterdiği emek oldu. Arşivlerde yapılan araştırmalar, görüşmeler ve iz sürmeler kitabın değerini daha da artırmış. Adını çok fazla duymadığımız bir kahramanın mücadelesini öğrenmek benim için oldukça anlamlıydı. Geçmişe farklı bir pencereden bakmak isteyenlere tavsiye ederim.
Türk DamarıAlim Serkan Cesur · İkinci Adam Yayınları · 20267 okunma
Bir kahramanın acı sonu
Puan vermedi·352 syf.··
2026 10. kitabı
Arap ihanetine uğrayan Teşkilat-ı Mahsusa reisi Süleyman Askerî Bey intihar edecektir. Onun kaleminden ise şu sözler dökülecektir; "Binlerce yıl hür yaşayan bir milletin torunlarıyız. Steplerin kurdu, Arslan'ı, göklerin kartalıyız." Tarih sahnesinde nice kahramanların hikayesini yazılmıştır. Ama Süleyman Askerî Bey'in yeri ayrıdır. Türk ordusunun en şerefli subaylarındandı. Sorumlu olduğu birliği harp alanında bizzat en ön cephede yürüyemez halde ve yaralı olmasına rağmen yönetecek kurmaydı. Süleyman Askerî Bey Edirne askeri okuluna iken orada öğrenim gördüğü süre boyunca Kuşçubaşı Eşref ve Yenibahçeli Şükrü ile dost olmuştu. Bu bağlantının ileride Türk teşkilatının gizli yapılanmasına katılmasını sağlayacaktı. Harp akademisinden mezun olup Osmanlı ordusuna Yüzbaşı rütbesi ile katılmıştır. Meşrutiyetin ilan sürecinde ismi çok geçen Süleyman Askeri Bey; Makedonya'da yürütülen çete takibinde kendini göstermiş, Rumeli'de II. Abdülhamit'e karşı olan genç subaylar arasında yer almış, gayet teşkilatçı bir insandı. 2. Abdülhamid'i tahttan indirecek olan harekat ordusuyla İstanbul'a gelen Askeri Bey 4 Eylül 1909 yılında kolağası olmuş ve Bağdat'a jandarmaları organize etmek için gönderilmiştir. Trablusgarp savaşı sırasında işgal teşebbüsü karşısında kılık değiştirerek yakın arkadaşlarıyla beraber Bingazi'ye gelmiş, Enver ve Mustafa Kemal Paşalarla birlikte mücadeleye katılmıştı. II. Balkan Savaşı sonrasında Bulgarlar ile yapılan İstanbul Anlaşması öncesinde Garbî Trakya Hükümeti'nin kurulmasını sağlamıştır. Teşkilât ı Mahsûsa'nın resmen kurulmasından sonra,ilk başkan olarak teşkilatın yurt içi ve yurt dışı faaliyetlerini düzenlemiştir. Süleyman Askerî'nin kısa ve kariyerinin en önemli evresini 1914-1915 yıllarında Irak'ta yaptığı faaliyetler oluşturmuştur. Süleyman Askerî 3
Süleyman Askerî BeySüleyman Tekir · Kronik Kitap · 0235 okunma
Yıkımlarla Taşan Bir Coğrafya da Yalnız Bir Sultan
10/10
·648 syf.··
2026 25. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 01:01
Osmanlı tarihinin en çok tartışılan, kutuplaşmış ideolojilerin gölgesinde ya tamamen yerilen ya da kusursuzlaştırılan figürü II. Abdülhamid’i anlamak, her şeyden önce onun üzerindeki tarihi kalın perdeleri kaldırıp insani yönüyle yüzleşmeyi gerektirir. François Georgeon’un kaleme aldığı Sultan Abdülhamid biyografisi, nesnel yaklaşımıyla buna harika bir zemin hazırlıyor. Ancak bu eseri, satır aralarında kaybolarak, altını çizdiğimiz can alıcı vurgular ve hissettiğimiz derin empati üzerinden okuduğumuzda, karşımıza ideolojik kalıpların çok ötesinde; yalnızlık, hüzün, büyük idealler ve coğrafyanın getirdiği amansız bir çaresizlikle yoğrulmuş trajik bir lider portresi çıkıyor. ​Abdülhamid’in saltanat yıllarındaki o meşhur "şüpheci" ve "merkeziyetçi" yönetim tarzının köklerini anlamak için, Georgeon’un da altını çizdiği gibi, onun travmatik gençlik yıllarına inmek gerekir. Daha tahta çıkmadan önce etrafı şüphe duvarlarıyla örülmüş bu şehzade, kendi gençliğini "Gençliğinde 'saltanat için bir gün tehlikeli olabilirim korkusuyla beni dünyadan ayırdıkları, hiçbir şey öğrenmeme müsaade etmedikleri için ne kadar bedbaht'..." sözleriyle özetler. Eğitim hakkı bile elinden kısmen alınarak soyutlanan bu bedbaht şehzade, tarihin bir cilvesi ve ardı ardına gelen diplomatik krizler neticesinde bir anda kendini uçsuz bucaksız bir imparatorluğun başında bulur. O, tahtı büyük hırslarla ele geçiren bir fatihten ziyade, imparatorluğun en büyük yapısal krizlerinin tam ortasına fırlatılmış talihsiz bir hükümdardır. ​Bu devasa devlet yükünün ve sert siyasi manevraların arkasında ise, resmi tarih anlatılarının genellikle ıskaladığı, sevgiye aç bir iç dünya gizlidir. Hatıratında geçen "Aile hayatım da kalbimin yumuşak olduğunu, sevgiye muhtaç olduğunu gösterir" ifadesi, sarayın soğuk
Sultan AbdülhamidFrançois Georgeon · İletişim Yayınları · 2012166 okunma