abdullah

Disiplin Gitti, Sorumluluklar da Gitti
Disiplin uzun zamandır kötü bir kelime gibi dolaşıyor eğitim tartışmalarında. Sertlik sanıldı, baskıyla karıştırıldı, otoriterlik diye yaftalandı. Sonunda da eğitimden yavaş yavaş çıkarıldı. Ama kimse şunu sormadı: Disiplin gidince ne geldi? Cevap net: Sorumluluk da gitti. Bugün birçok öğrenci, yaptığı davranışın sonucunu düşünmüyor. Çünkü sonuç yok. Uyarı yok. Yaptığının karşılığı yok. Sorumluluk, ancak sınırların olduğu yerde gelişir. Sınır kalktığında çocuk özgürleşmez; savrulur. Disiplinsizliğin en büyük bedelini de yine çocuk ödüyor. Zaman yönetemiyor, emeğin değerini bilmiyor, hata yaptığında yüzleşmeyi öğrenemiyor. Çünkü kimse ona “yaptığının bir karşılığı var” demiyor. Okulda disiplin zayıfladığında, öğretmen de işlevsizleşiyor. Sözünün ağırlığı olmayan öğretmen, öğrencinin gözünde rehber olmaktan çıkıyor. Böyle bir ortamda ders anlatmak değil, sınıfı ayakta tutmak bile mesele haline geliyor. Oysa disiplin; ceza değildir. Disiplin, çocuğa “bu dünyada yalnız değilsin ve yaptıkların başkalarını etkiler” demektir. Sorumluluk bilinci, işte bu farkındalıkla başlar. Bugün eğitimde aradığımız saygı, emek, ahlak ve düzen; disiplinin olmadığı yerde yeşermez. Sorumluluk almayan bir nesil, özgür değil; hazırlıksızdır. Eğitim, çocuğu hayata hazırlar. Hayat ise disiplinsiz kimseyi ciddiye almaz. Alıntı
Eğitim
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Günaydın Hayırlı Sabahlar
"Herkes birbirinin zarafetine, nezaketine talip. Aksayan ve haykıran yanlarımızı kime göstereceğiz bilmiyorum." Alıntı
İnsan ve Hayat
"Eskiler bıktım demez, gönlümün tahammül mülkünü yıktın derlermiş…" Alıntı
İnsan ve Hayat
Bedava nasihat
Bir nasihat: ''İşin yolunda gidiyorsa, kimseye bir şey anlatma. Dikkat çeken düşman çeker.'' Alıntı
İnsan ve Hayat
Öğretmene Saygı
Eskiden bir öğretmen sınıfa girdiğinde ayağa kalkardık. Kimse bize bağırmazdı, kimse zorlamazdı. Çünkü bu bir kuraldan çok, öğrenilmiş bir saygıydı. Ayağa kalkmak; öğretmenden korktuğumuz için değil, onun temsil ettiği değerin farkında olduğumuz içindi. Öğretmen, yalnızca ders anlatan biri değildi. Otoriteydi, bilgiydi, çoğu zaman yolumuzu aydınlatan bir ışıktı. Bazen tek bir bakışı sınıfın havasını değiştirmeye yeterdi. Gürültü susar, dağınık zihinler toparlanırdı. Çünkü sınırlar belliydi; nerede durulacağı, nasıl davranılacağı bilinirdi. Mükemmel değildik. Hata yapardık, yaramazlık ederdik, gençliğin verdiği aceleyle yanlışlar da yapardık. Ama her hatanın bir karşılığı, her davranışın bir sorumluluğu vardı. Bu da bize sadece dersi değil, hayatı öğretirdi. Bugün okullarda bazı manzaralara baktığımızda, içimizi kaplayan o tanıdık his boşuna değil. Bir şeylerin yolda kaybolduğunu fark ediyoruz. Kaybolan sadece disiplin değil… Sadece saygı da değil. Asıl kaybolan, değerlerin aktarımı. Bu mesele yalnızca okul duvarları arasında kalmıyor. Sokakta, trafikte, kamuda, günlük hayatta karşımıza çıkıyor. Çünkü okulda öğrenilmeyen saygı, büyüyünce kendiliğinden ortaya çıkmıyor. Eğitim sadece bilgi vermek değildir; nasıl insan olunacağını da öğretmektir. Belki de bugün yeniden sormamız gereken soru şudur: Biz çocuklara neyi öğretiyoruz değil, neyi yaşatıyoruz? Çünkü saygı, anlatılarak değil; örnek olunarak öğrenilir. Ve kaybolan her değer, önce okulda eksilir… sonra toplumda karşımıza çıkar. Alıntı
Duygu ve Düşünce