abdullah

abdullah
@abdullah0168
Geceye Bir Şiir Bırakalım
Yaşamak değil bizi bu telaş öldürecek, Bırakın Paris’te ılık rüzgârlarla taratmayı saçlarımızı, sevgilimizle doyasıya sohbet bile edemedik biz. Gözümüz saatte söyleştik hep, koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık. Hep yetişilecek bir yerler vardı, aranacak adamlar, yapılacak işler. Bir sonraki günün telaşı, bir öncekinin terine bulaştı, başkalarının hayatı bizimkini aştı. Kör karanlıkta çalar saat sesi, kuşluk vakti kızarmış ekmek kokusu, veya yavuklu öpücüğü ile uyanma düşlerini, ha babam erteledik, 20 li yaşlardan 30 lara kurduk saatin alarmını. 30 lardan 40 lara, sonra 50 lere… Öyle yanlış kurgulanmış ki hayat, kuşlukta uyuma imkanı sunduğunda size, artık uyku girmez oluyor gözlerinize. Doyasıya söyleşmek, telaşsız sevişmek imkânına kavuştuğunuzda, söyleşecek sevişecek kimse kalmıyor yanınızda Özenle yarına sakladığınız bir sarı lira gibi ömrünüz, vakti gelip de sandıktan çıkarttığınızda, birde bakıyorsunuz ki tedavülden kalkmış… Alıntı
Edebiyat
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Gazâlî’ye göre ilim çok büyük bir nimetti. Ama aynı zamanda çok büyük bir tehlike de taşıyordu. Şöyle diyordu: “En tehlikeli insan, bildiğiyle amel etmeyen âlimdir.” Çünkü böyle bir âlim, İnsanlara doğruyu anlatır ama kendisi uygulamaz. Gazâlî bunu şöyle açıklar: “Bu kişinin durumu başkalarına ışık veren ama kendisi yanan mum gibidir.” Onun en çok vurguladığı şeylerden biri de şuydu: “İlim kalbe girmedikçe, sadece dilde kalır.” Bu yüzden Gazâlî ilmi ikiye ayırır: 1. Dilde olan ilim 2. Kalpte olan ilim Gerçek ilim, insanın ahlâkını değiştiren ilimdir. Alıntı
İlim / Şahsiyet
Eleştiriye Tahammülsüzlük
İnsanlık tarihi boyunca eleştiri, gelişmenin en önemli araçlarından biri oldu. İnsan hatasını fark ederek büyüdü, yanlışını görerek olgunlaştı. Ama son yıllarda farklı bir durum ortaya çıktı: İnsanlar eleştiriye tahammül edemiyor. Bir eksik söylendiğinde hemen savunma başlıyor. Bir yanlış hatırlatıldığında yüzler geriliyor. Bir uyarı yapıldığında sanki kişiliğe saldırılmış gibi tepki veriliyor. Oysa eleştiri düşmanlık değildir. Eleştiri, çoğu zaman insanın kendisini göremediği yerleri fark etmesine yardımcı olan bir aynadır. Sorun şu ki artık kimse aynaya bakmak istemiyor. İnsanlar kendilerini geliştirmekten çok kendilerini savunmaya çalışıyor. Yanlışı düzeltmek yerine, yanlışı haklı gösterecek gerekçeler arıyor. Bu da insanı büyütmüyor, aksine küçültüyor. Çünkü insanın en büyük olgunluğu şudur: Yanlış yapabileceğini kabul edebilmek. Hata kabul eden insan küçülmez; aksine büyür. Ama hatasını savunan insan, farkında olmadan kendini olduğu yerde dondurur. Eleştiriye kapalı bir insanın gelişmesi zordur. Çünkü öğrenmenin kapısı önce “ben de yanlış yapabilirim” diyebilmekten geçer. Belki de bu çağın en büyük eksiklerinden biri budur: Herkes konuşuyor, herkes anlatıyor, herkes savunuyor… Ama kimse gerçekten duymak istemiyor. Alıntı
İnsan ve Hayat
Uymasamda olması gereken
İbn Sînâ’nın Sağlık ve Hayat Üzerine verdiği 10 altın öğüdü; Büyük hekim ve filozof İbn-i Sina, özellikle ünlü eseri El-Kanun fi't-Tıb ile tıp tarihinde çok önemli bir yer edinmiştir. Onun sağlık anlayışı yalnızca ilaçlara değil, yaşam düzenine ve dengeye dayanır. İşte İbn-i Sina’ya atfedilen 10 önemli öğüt: 1. Az yemek Aç olmadan yemek yeme, tam doymadan sofradan kalk. Fazla yemek hastalıkların temelidir. 2. Hareket et Beden hareket için yaratılmıştır. Düzenli yürüyüş ve hareket sağlığın anahtarıdır. 3. Temiz hava Temiz hava ve güneş ışığı insan bedenini güçlendirir. 4. Uyku düzeni Gece uykusu sağlığın en önemli unsurlarındandır. Az uyku da çok uyku da zararlıdır. 5. Ölçülü yaşamak Her şeyin fazlası zarar verir. Sağlığın temeli denge ve ölçüdür. 6. Ruh sağlığı Öfke, aşırı üzüntü ve stres beden sağlığını da bozar.
İnsan ve Hayat
Sessiz Kalan Suç Ortaklığı
Bazen kötülük gürültüyle değil, sessizlikle büyür. Çünkü her yanlışın arkasında onu yapan kadar, görüp de susanların gölgesi vardır. Bir insan yanlış yaptığında yalnız değildir. Eğer çevresindeki insanlar o yanlışı görüp de hiçbir şey söylemiyorsa, zamanla o yanlış normalleşir. Sessizlik, kötülüğün en rahat ettiği iklimdir. Bugün birçok yerde büyük hatalar, büyük gürültülerle değil; küçük suskunluklarla büyüyor. Bir yerde adaletsizlik oluyor, kimse ses çıkarmıyor. Bir yerde saygısızlık yaşanıyor, herkes görmezden geliyor. Bir yerde emek çiğneniyor, insanlar “bana dokunmuyor” diyerek susuyor. Oysa suskunluk bazen tarafsızlık değildir. Bazen susmak, yapılan yanlışa sessiz bir onay vermektir. Toplumları çürüten şey çoğu zaman büyük kötüler değil, iyilerin sessizliğidir. İnsan bazen konuşarak değil, konuşmayarak da bir şey söyler. Ve çoğu zaman o sessizlik, vicdanın en ağır yüklerinden biri olur. Çünkü hakikatin sustuğu yerde, yanlışlar daha gür konuşmaya başlar. Bu yüzden bazen bir toplumun en büyük problemi kötülük değildir. Asıl problem, iyilerin susmasıdır. Ve unutulmamalıdır ki; Bir yanlış karşısında susan herkes, o yanlışın biraz ortağıdır. Alıntı
İnsan ve Hayat