Dönmeyenlerin yarattığı keder o kadar büyüktü ki, ancak sessiz sedasız kendi içine konuşmak anlatabilirdi bunu. Bazı acılar güvelerin halıyı kemirmesi gibi konuşa konuşa tüketilirken, bazı acılar karşısında sadece susulurdu; hangi kelime bir babanın yüreğindeki evlat acısını anlatmaya yetebilirdi ki?
Kayboldum! Ne içimde beni bana anlatan bir aydınlık ne de beni menzilime götürecek bir asam var. Kör kuyulara düşmüş, yol yorgunu yaşlı bir adamım ben.
Unutmak insanı kapkaranlık bir sessizliğe mahkûm ediyor. Derin ve sessiz bir hüzün bu, geçmeyecek bir ağrı, susmayacak bir çığlık, bitmeyecek bir karanlık bu. Baktığım her yerde derin bir sis bulutuyla karşılaşıyor gözlerim. Zaman ve mekân anlamını yitirmiş. Hiç hatıram yok, hatırası olmayan bir insanın aklı olur mu? Hatırası olmayanın inancı olur mu?