pelin

Bir doktorun muayenehanesi veya bir hastane koğuşu, bir hastayı gözleyebilmek için her zaman en uygun yerler olmuyor. En azından, organik kökenli olup, kendini, o kişinin tepkilerinde, taklitlerinde ve etkileşimlerinde gösteren bir hastalığın gözlemi için, bu yerler uygun sayılmaz. Klinik, laboratuvar ve hastane koğuşları, eğer tamamıyla yok etme amaçlan yoksa davranışı sınırlamak ve yoğunlaştırmak üzere tasarlanmış yerlerdir. Bu yerler, belirli testlere ve alıştırmalara sistematik ve bilimsel nöroloji için düşünülmüş alanlardır; açık, natüralistik nöroloji için değil.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir zamanlar otizm, çocukluk dönemi şizofrenisi olarak değerlendirilirdi. Aslında durum tam tersidir. Şizofrenler her zaman dış dünyanın etkisinden yakınırlar; güçsüz, etkisiz, kendi olamayan, başkaları tarafından oynatılan insanlardır. Öyle olduklarına inanırlar. Otistikler ise hiç etkilenmemekten, dış dünyadan tamamıyla yalıtılmış olmaktan muzdariptirler.
Aslının aynı, canlı mükemmel bir çizimdi. Bu, gerçekliğe duyduğu sevginin bir ifadesiydi. Bu çizim ortaçağ botanikçilerinin çizdiklerine benzer türden şeylerdi. José'nin botanik bilgisi olmamasına rağmen en az onlar kadar doğru ve canı çizebiliyordu. Zihni, kavramsal olan, soyut olan şeyleri anlamaya uygun olarak yapılanmamıştı. Bu yoldan gerçekliğe ulaşamıyordu. Onun yolu doğadan geçmekteydi. Gerçekliğe ve doğruya doğayla kavuşuyordu.
Hermann von Helmholtz, müzikal algılamayı anlatırken, bir bütün oluşturan seslerin analiz edilerek ayrıştırılabileceğini ama, müzikal bütünü oluşturan seslerin aslında bir araya geldiklerinde özgün nitelikler olarak duyulduklarını, bundan dolayı da birbirinden ayrılamaz bir bütünü oluşturduklarını ifade eder. Burada bireşimli algılamadan (synthetic perception) bahsetmektedir. Bu da tüm müzikal anlamın temelidir. Böylesi sesleri, insan yüzleriyle karşılaştırır. Bu sesleri, notaları da aynen insan yüzlerini tanıdığımız gibi kişisel bir yolla tanıdığımızı söyler. Kısacası seslerin ve melodilerin, kulakların fark ettiği yüzler olduklarını, bu yüzlerin sıcaklık, duygusallık ve kişisel bir ilişki içinde fark edildiklerini anlatmaktadır. Onlar sanki aşina olunan kişiler, kişiliklerdir. Galiba sayıları sevenler için durum aynıdır. Onlar da sayıları sezgisel olarak anında tanırlar. Matematikçi Wim Klein bu durumu şöyle anlatır; "Sayılar benim arkadaşlarımdır. 3844 sayısının bana ifade sana ifade ettiği şey aynı değil. 3844 senin için üç sekiz dört ve yine dört demek ama ben bu sayıyla karşılaştığımda 'Merhaba 62'nin karesi' derim."