Bu kitabın başlığına ve yazarının mesleğine kanıp insanların farklı hayvanlarla ilişkisi ve et yemenin psikolojik ve antropolojik yönlerini inceleyen bir kitap olduğunu düşünebilirsiniz. Bundan ziyade Psikoloji101 dersi almış bir veganın atıp tutuşu gibi geliyor. Yazarın bazı asılsız iddialarıyla başlayalım:
* Şekeri sevmemizin sebebi yararlı bir kalori kaynağı olması, ama et sevmemizin sebebi gelenekler tarafından bize dayatılması. (yorum yok)
* Sağlıklı olmak için ete ihtiyacımız yok, hatta et inanılmaz sağlıksız. (HAHAHA)
* Toplumun et yiyor olmasının sebebi, “mit üreticileri” olan yetkililer ve uzmanlar: doktorlar, veterinerler, psikologlar, et endüstrisi... (2 milyon yıl önce bunlar neredeydi?)
* Balıklar çevrelerini ezberleyip yapılan değişiklere uyum sağlayabiliyor ama hamsterlar bunu yapamıyor (hayır yapabiliyorlar… ayrıca hamster ne alaka? Atıf yaptığı çalışmada bundan bahsedilmiyor.)
* Aslında etten iğreniyoruz (kaynak: birkaç kişiyle konuştum) çünkü et iğrenç bir şey. (bu noktada kitabın psikolojik temellere dayanması gerektiğini unutabilirsiniz)
* İnsanlar tatları aynı olsa da hamburgerlerini vejetaryen burgerle değiştirmiyor, çünkü azıcık doku farkını anlayabildiklerini iddia ediyorlar (tatları da dokuları da aynı değil. Bu kısmı yazarın uzun süre et yemediği için tadını unutmasına bağlıyorum)
* Descartes, hayvanların ruhsuz makineler olduğunu kanıtlamak için karısının köpeğini patilerinden tahtaya çivileyip canlı canlı kesti (…hayır kesmedi, hatta kendisinin bolca şımarttığı bir köpeği vardı. Ayrıca bu, Descartes’ın duygular ve bilinç hakkındaki fikirlerini inanılmaz basite indirgiyor)
Bu bilimsizliği bir yana, sürekli konudan sapıyor: endüstriyel hayvancılıktaki kötü koşullar, hayvancılığın çevresel zararları, hatta ette dışkı bulunmasıyla ilgili bir