pelin

6/10
·330 syf.··
2026 14. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 21:20
Bu kitabın son 50 sayfasına kadar insanların nasıl da bu kitabı öve öve göklere çıkardıklarına şaşıp duruyordum. Son 50 sayfasından bahsedeceğim ancak öncelikle kitabın o noktaya gelene kadar beni ne kadar sinir ettiğini anlatmak istiyorum. En büyük karakterler gazeteci kız (GK) ve anlatıcımız Ahmet, ikisi de birbirinden beter. GK başlı başına orta yaşlıların yarattığı bir genç kadın karikatürü. Hepsi birbirinden basmakalıp çelişkilerle dolu; çocuk gibi ama aynı zamanda arzulanan bir kadın, hem bir gazeteci ve zamanını internette geçiriyor hem de naif ve cahil. İki lafından biri Ahmet’e şaşırıp “çok garipsiniz” demek. İnternet çağındaki bir gencin Ahmet’in anlattığı en basit şeylere bile ufku açılmış, dünyası allak bullak olmuş gibi tepki vermesi güldürdü ve yaşlıca bir erkeğin fantezisini okuyormuşum gibi hissettirdi. Mesela kitabın ana temalarından birisi ‘aşk en tehlikeli duygudur’. GK’nin buna ‘kafası karışıyor’, Ahmet uzun uzun edebiyattan örnek verince ‘hmm gazetede aşk cinayeti haberleri çok çıkıyor galiba haklısın’ diyor. O ana kadar beyninden hiç düşünce geçmedi mi diye kitaba bağırmak istedim. Anna Karenina’yı, Binbir Gece Masalları’nı bile duymamış. Ahmet de kendisini en ilginç kişi sanan, kitap okuduğu için başkalarını hor gören, muhtemelen zevkle kendi osuruğunu koklayan biri. Bu özellikleri ne kadar kasıtlı ne kadar yazarın bilge karakter oluşturma çabası bilmiyorum. Gençlere hissettiği küçümseyiciliği ve kadınlara hissettiği cinsiyetçiliğini hem GK’nın yazılış biçiminde hem de GK’yla etkileşimlerinde okuyoruz. Özellikle GK’ya bilgiç bilgiç beyninin ve hormonlarının onu bir bebek yapmak için erkek arayışına sürüklediğini açıklamasını okurken kusacak gibi oldum. (Hele GK’nın buna cevap olarak “ama her kadın çocuk ister” diye kendisini savunması…) Ama
Kardeşimin HikayesiZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2019126,4bin okunma
Reklam
8/10
·199 syf.··
2026 13. kitabı
·
37 günde okudu
·
Okunma: 30 Mart 2026 20:58
Okurken ara ara acaba yazarı yanlış mı hatırladım, kadın mıydı diye düşünüp kontrol etme ihtiyacı duydum - bu da sanırım edebileceğim en iyi iltifatlardan biri. Bir kadının bıkkınlığı, görünmeyen emeği, hapsolmuşluğu, bastırılmışlığı çok iyi anlatılmış. Zaten daha ilk bölümden iyi bir kitap olacağı belliydi. Türkiye'nin az gelişmişliği ile romanın atmosferini kurması ve bu tonu kitap boyunca koruyabilmesini sevdim. İstanbul tasvirlerini ise ne zaman karşılaşsam beğenmeden edemem, böyle bir kitaba da çok yakışmış.
Bir Kadının PenceresindenOktay Rifat · Yapı Kredi Yayınları · 20191,005 okunma
7/10
·336 syf.··
2026 9. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 07 Mart 2026 17:08
Bu kitap, ‘neden vejetaryen olmalısınız’ veya ‘neden feminist olmalısınız’ kitabı değil. Daha çok, feminizm ve vegan aktivizmi arasındaki bağlantıyı gösteren bir kitap. Ve bence toplumdaki baskın (et yiyen ve ataerkil) düşünce yapısını gözler önüne sermesiyle bunu çok iyi yapıyor. Özellikle ilk bölümlerde postyapısalcı dil analizi yaptığı kısımları çok zekice ve aydınlatıcı buldum. Reklamlardaki kadın bedeni üzerinden hayvan eti satılmasını gösterdiği bölümü de çok beğendim. Edebiyatı incelediği örneklerin daha çeşitlendirmesini isterdim, mesela Mary Wollstonecraft, Mary Shelley ve Percy Shelley’nin yazıları üzerine çok duruyor, ancak bu üçü de aynı dönemlerde yaşamış birbirine yakın düşünür/yazarlar (özellikle de aralarındaki ailesel bağ göz önüne alındığında). Aynı şekilde süfrajetlerin üstünde de çok duruyor, farklı feminist hareketlerinin vejetaryenlikle ilişkisini görmek daha ilginç olabilirdi. Kitapta yer yer bazı bağlantıları zorladığı ya da alakasız yere konuştuğunu hissettim. Mesela sırf birkaç süfrajet arkadaşı varmış diye birkaç sayfa boyunca 1800’lerde vejetaryenliği savunan bir doktordan bahsediyor. Ya da dini sebeplerden dolayı et yemeyen birisini sırf kadın olduğu için feminist veganlarla aynı kefeye koyuyor. Ayrıca başka bir eleştirim de “vejetaryenler daha sağlıklıdır; et regl ağrılarını artırır; vejetaryenlerde kalp krizi, yüksek tansiyon ve kanser görülmez” gibi ifadeleriydi. Bunların doğruluğu yanlışlığı bir yana (sonuçta 1990’da yazılmış bir kitap), bence böyle bir kitap bu argümanlara ihtiyaç duymamalı. Sonuçta konu bu değil, ve beni ikna etmekten çok diğer iddialara olan güvenimi sarstı sadece. Mesela hayvan proteinine (özellikle daha güçlü olmak için) olan ihtiyaca ataerkil batıl inanç diyip geçiyor. Peki ya bu batıl inanç değilse ve
The Sexual Politics of MeatCarol J. Adams · Bloomsbury Academic · 2015940 okunma
6/10
·212 syf.··
2026 6. kitabı
·
98 günde okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2026 13:28
Kitabın ana fikri güzel ve çoğunlukla hemfikirim. Ama anlatılışı o kadar sinir bozucu ki karşı çıkasım geliyor. Kendim de küfrederim, küfür duymaktan rahatsız da olmam. Ama bu kitapta (en azından ilk bölümlerde) her paragrafta küfretmenin kendisini daha 'havalı', dediklerini daha 'gerçek' gösterdiğini zanneden bir yazarla karşılaşıyoruz. Bu küfürler söylediklerini daha ilginç yapmıyor, tam tersine sadece göz devirmeme sebep oluyor. Böyle, "ben diğer kişisel gelişim guruları gibi değilim, açık sözlüyüm" diye bir kimlik oluşturmaya çalışmış. Her ne kadar felsefesine çoğu zaman katılsam da bazen çok çiğ ve yüzeysel buldum. Mesela ilişkilerde dürüstlüğe ne kadar önem verdiğini söylüyor ve buna verdiği örnek: bazen karısı tam dışarı çıkmak için hazırlanmışken ona çirkin gözüktüğünü söylemesi. Ayrıca her bölümde eskiden ne kadar kadınla yattığından bahsediyor. Gerçekten. "Biriyle yuva kurun, anlamsız kısa ilişkiler sizi mutlu etmez" tavsiyesini veriyor ama aynı zamanda kendisini her gördüğü kadını yatağa atan fena bir Casanova olarak göstermeye çalışıyor. Hey okuyucular! Mark Manson baya seks yapıyordu! Bütün bu kafaya takmama tavsiyesinden sonra okuyuculara bu imajı vermeye çalışmak bariz bi şekilde kendisinin kafaya taktığı bir şey. Bence yazarın (belki eski pick-up artist günlerinden kalma) hedef kitlesi genç erkekler, çünkü kullandığı dili çok eril buldum. Hep karşısında sadece para kazanma ve olabildiğince kadınla beraber olma hedefi olan birine konuşuyormuş gibi. "Hiç Ay'a çıkamayacaksın veya Jennifer Aniston'un memelerine dokunamayacaksın" filan diyor mesela. Mizah anlayışını da bayat buldum. "253 defa midemden yumruklanmış gibi hissettim", "anarko-komünist olsaydım para kazanamamayı başarı olarak görürdüm"... Evet bu bir mizah kitabı değil ama komik olmaya çalışıp
The Subtle Art of Not Giving a F*ckMark Manson · Harper Collins US · 201615,4bin okunma
4/10
·216 syf.··
2025 37. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 13 Kasım 2025 13:33
Bu kitabın başlığına ve yazarının mesleğine kanıp insanların farklı hayvanlarla ilişkisi ve et yemenin psikolojik ve antropolojik yönlerini inceleyen bir kitap olduğunu düşünebilirsiniz. Bundan ziyade Psikoloji101 dersi almış bir veganın atıp tutuşu gibi geliyor. Yazarın bazı asılsız iddialarıyla başlayalım: * Şekeri sevmemizin sebebi yararlı bir kalori kaynağı olması, ama et sevmemizin sebebi gelenekler tarafından bize dayatılması. (yorum yok) * Sağlıklı olmak için ete ihtiyacımız yok, hatta et inanılmaz sağlıksız. (HAHAHA) * Toplumun et yiyor olmasının sebebi, “mit üreticileri” olan yetkililer ve uzmanlar: doktorlar, veterinerler, psikologlar, et endüstrisi... (2 milyon yıl önce bunlar neredeydi?) * Balıklar çevrelerini ezberleyip yapılan değişiklere uyum sağlayabiliyor ama hamsterlar bunu yapamıyor (hayır yapabiliyorlar… ayrıca hamster ne alaka? Atıf yaptığı çalışmada bundan bahsedilmiyor.) * Aslında etten iğreniyoruz (kaynak: birkaç kişiyle konuştum) çünkü et iğrenç bir şey. (bu noktada kitabın psikolojik temellere dayanması gerektiğini unutabilirsiniz) * İnsanlar tatları aynı olsa da hamburgerlerini vejetaryen burgerle değiştirmiyor, çünkü azıcık doku farkını anlayabildiklerini iddia ediyorlar (tatları da dokuları da aynı değil. Bu kısmı yazarın uzun süre et yemediği için tadını unutmasına bağlıyorum) * Descartes, hayvanların ruhsuz makineler olduğunu kanıtlamak için karısının köpeğini patilerinden tahtaya çivileyip canlı canlı kesti (…hayır kesmedi, hatta kendisinin bolca şımarttığı bir köpeği vardı. Ayrıca bu, Descartes’ın duygular ve bilinç hakkındaki fikirlerini inanılmaz basite indirgiyor) Bu bilimsizliği bir yana, sürekli konudan sapıyor: endüstriyel hayvancılıktaki kötü koşullar, hayvancılığın çevresel zararları, hatta ette dışkı bulunmasıyla ilgili bir
Why We Love Dogs, Eat Pigs, and Wear CowsMelanie Joy · Red Wheel · 201110 okunma
Reklam