İnsanlar, en çok kafeslerinden kaçıp kendilerinden daha uzağa uçan birini görmekten nefret ederler. Ve yine hiçbir şey onları, o insanın şuurunu kaybedip yenilmesi veya kafesine geri
dönmek zorunda kalmasından daha fazla sevindiremez.
Bir insanı sevip de onun seni sevmemesi garip, değil mi? Sevginin nefretten daha güçlü olduğunu, nefretin nefret, sevginin
de sevgi doğurduğunu zannediyordum. Niçin benim sevgim, onda sevgi uyandırmıyor? Ve niçin onun nefreti, bende nefret uyandırmıyor?
Öyleyse, ben iki Arkaş'ım. Biri, insanların arasından çekilmiş,ilahi âlemle irtibat kurup onunla birlik olmak için ısrarla sessizliği isteyen; diğeri insanlık sırlarının arkasına gizlenmiş ve insan
kalabalığına dönmek için perdeyi yırtmaya çalışan. Yine bu alçak
dünyaya özlem duyuyor. Sanki kendisi ve bu dünya arasında mutlaka
temizlenmesi gereken eski hesaplar var.
Kibrit alevi, gaz ışığı, elektrik ışığı ve güneş ışığı. Bunların hepsi aynı, kaynağı da aynı. Bütün ışıkların kaynağı olan ve hiçbir karanlığın asla söndüremeyeceği ışık ne mükemmel bir ışık!
Ey sönmeyen ışık! İçimde senin kaynağından aydınlanan bir
meşale var. Seni ve sende yok olmayı ne kadar da özlemiş!