Rainer Maria Rilke'nin, genç şair Franz Xaver Kappus’a yol göstermek amacıyla kaleme aldığı on mektuptan oluşan bu eser, okuma tempomu alışılmışın dışına çıkaran, her cümlesini sindirerek ilerlediğim kitaplardan biri oldu.
Rilke’nin sanat ve sanatçıyı tanımlarken sunduğu insani tekamül noktaları,benim için çarpıcı noktaların başında yer alıyor . En büyük sanatçının Tanrı, yaratılan en yetkin sanat eserinin ise insan olduğu düşüncesinden hareketle; bu "sanatın" en saf ve en gerçek haliyle yaşatılması gerekliliğini fazlasıyla hissettirdi(insanca yaşamak) .
Kitap, hem bir sanatçıya öğütler veriyor hem de bir insan olarak nasıl var olunması gerektiğine dair derin bir perspektif sunuyor.
Rilke’nin felsefi dokunuşunu en iyi özetleyen şu satırlar, yalnızlığın bir zayıflık değil, aksine bir büyüme alanı olduğunu vurguluyor:
"İşte bu nedenle sevgili beyefendi, yalnızlığınızı sevin ve size verdiği acılara, kulağa hoş gelen yakınmalarla katlanın. Çünkü yakınınızdakilerin size uzak olduğunu söylüyorsunuz, bu da etrafınızdaki alanın genişlemeye başladığını gösteriyor. Eğer yakınınız bile uzaksa o zaman benliğinizin genişliği yıldızlara dayanmıştır, çok büyüktür, başka hiç kimseyi dahil edemeyeceğiniz bu büyümeye sevinin ve geride kalanlara iyi davranın, onların karşısında kendinizden emin ve sakin durun, şüphelerinizle onlara eziyet etmeyin ve anlamalarının mümkün olmadığı ümidiniz veya sevginizle onları korkutmayın. Onlarla aranızda basit ve sabit bir ortak payda bulun, öyle ki siz sürekli değişseniz de onun değişmesi gerekmesin, yaşamları sizinkinden farklı olan insanları sevin, sizin güvenle yaklaştığınız yalnızlıktan korkarak yaşlanan insanlara karşı hoşgörülü olun."
Yazarın mektupları boyunca sanat, aile, sevgi, aşk ve acı gibi temel temaları "yalnızlık" ekseninde ele