“Başlangıçta büyük bir hiçlik vardı. Bu hiçliğin içinde ise büyük bir potansiyel güç saklıydı. “O” vardı, “O” sıfırdı. Kendini görmek istedi ve her şey o ilk noktadan o ilk zerreden fışkırmaya başladı. Artık her şey “Bir”di. Yaşamı yaratmak için kendini tekrarlaması gerekti. Bir başka Bir’le birleşti. Dual evren yaratıldı. Yaşamın içindeki zıtlıklar ikinin içine gizlendi. Artık evren yaratılabilirdi. İki karşıt gücün birleşmesi yeni bir oluşum yarattı, bu üçüncü oluşum evrendi. Bir’in üçe yansıması bu şekilde oldu. Evren yaratıldı ve üç ile sabitlendi, üçgen oldu. Evren içinde yaratmak için dört temel güce ihtiyaç vardı. Su, hava, toprak ve ateş ile dörtgen oluşturuldu. Evren kaostan düzene dönmeye başladı. Mahşerin dört atlısı dünyaları oluşturdu. Bu dört elementi tamamlamak için beşinci element insan dört ile birim toplamı ile oluşturuldu. Dünya ve insan yaratılmış adeta beş köşeli bir yıldız olmuştu. Yaradan, insana kendi özelliklerini emanet etti. Yukarı doğru tırmandığında O’na ulaşacak, çalışmazsa tekamül yasası gereği tekrar bedenlenecekti. Böyle ruhların tekamül süreci başladı. İnsan ve Tanrı iç içe geçmiş ayrılmaz iki üçgen olmuştu. Üç sayısının iki defa tekrarı ile altı oluşturuldu. İnsanın nasıl tekamül edeceği ise yedi ile belirlendi. Tüm ahenk bunun üzerine kuruldu. Kutsal üçgen ve düzeni oluşturan dörtgen ile yedi oluşturuldu. Tekamülü sınamak için adaletli bir değerlendirme yapılması gerekmekteydi. Fiziksel düzeni denetlemek için dört sayısının iki defa tekrarı ile sekiz oluşturuldu. Değerlendirmenin sonu bir sürecin bitişiydi. Bu tamamlanma ve hikmete ulaşmaydı. Spiral yolun sonunda varılmak istenen son nokta vardı. Sekiz köşeli Adalet Yıldızı, Bir ile birleşerek dokuz oluşturuldu. Son noktaya gelinmişti. Birlik, hiçlikle buluştu, 1 ve 0 yan yana
Ayşe Nilgün Arıt’ın tanımıyla “Aşk arayışı “gerçeğin” aranılışından başka bir şey değildir. Ve o gerçek yalnızca kişinin bütünlüğüdür. Farkındalığının farkında olma halidir. Kişinin kendini tam hissettiği algı halidir. İnsanlar “aşk” olmakla aşık olmayı birbirine karıştırdığı sürece hayal kırıklığı kaçınılmazdır. Oysaki aşk olmak, kendin olmak, kendinde olmak iken diğeri tümüyle kendini “dışarda” aramaktır. Bu duruma “yanlış yerde aramaktır.” diyemeyiz belki ama bulma yolunu uzatan bir seçenek olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü herşey gibi aşık olmak da aşka götüren yolun ilahi kaçınılmazıdır. Dünyevi anlamda ikili ilişkiler yoluyla kendimizi tanır ve BİRliğe yürürüz. Çoğunluk bu durumdayızdır. Aşk olmak arzusuyla aşık olmakta ya da aşık olma ihtiyacı duymaktayız.”
Bazı insanlarda empati kurma zorluğu “narsisizm” gibi bir kişilik bozukluğundan kaynaklanır. Bu kişiler kendilerini kendi ihtiyaçlarına öyle kaptırırlar ki yakınlarının ihtiyaçlarına karşılık vermeyi hiçbir zaman öğrenemezler. Bazı insanlar ise psikotik bir hastalık, depresyon veya başka bir takım kişisel sorunlar yüzünden diğer insanlara yaklaşamaz.
“Gary, iyi bir psikiyatrist olmak hayattaki bankacılık, öğretmenlik vb. herhangi bir role alışmaktan farklı değildir. Kızını ilk kucağına aldığın anı düşün. Üstüne beyaz gömleği geçirdiğin ilk günden çok daha tuhaf hissetmişsindir kendini. Herkes ara sıra kendini rol yapıyormuş gibi hisseder. İşin anahtarı yoluna devam etmen ve o anda alabileceğin en doğru kararı almandır. Hata yapmaktan korkma. Benim en çok öğrendiğim zamanlar, hata yaptığım ve hatalarımdan döndüğüm zamanlardır.”