• ... Kadın çok sormuş, incelemiş ve sonunda inanmış oluyor. Çünkü profesyonel ve sadece yanında bir kişi kaldığı zaman kendini belli eden gizli bir gevezeydi karşısındaki. Anmak istedi belki de. Böyle başlıyor.. Bir kaç zaman çok heyecanlı şarkılar, cümleler ilgiler uçuşuyor.. Ve artık herkes biraz kendini göstermeye başlıyor. Kadın bir umudu açık ediyor.. Karşısındaki kurnazsa şöyle karşılık verir genelde "noldu ki" oysa kadın adamıştı kendini. Bir sonraki hamlede duvar gibi "her şeyi çok büyütüyorsun"artık hiçbir şey eskisi gibi değildir. Biraz uzaklaşmadan filan sonra erkek karekter azınca biraz eski günlere döner geçici olarak. Ama kadın şüphelenmiştir artık kolay değildir öyle. Erkek karekter biraz emek eder hedefi için. Olmayınca gerçek kurguyu ortaya koyan bir kaç laf ediverir. Ve Kadın panikle. Buna "sıçmak denir" argoda. Sorgular zavallı, hesap sorar ancak kapı duvar. Ve şu "olan olmuştu." İki tür kadın vardır bu ayrımda:Bundan önceki kaybı daha büyük olmuş olan kadın, bir beddua ile savuşur gider bir sonrakine daha dikkatli daha uzak olmak yemini ve kocaman bir "orusbu çocuğu" cümlesiyle orusbuluğuyla ilgili tek kanıt çocuğu olan anaya söverek.
    İkinci kadın yaklaşımı ise ilk büyük kaybı ve kullanılmışlığını yaşamış kadındır ve genelde böyledir. Saldırganlar acısını dindiremez gerizekalı yerine konmak o kadar kahrederki belli bir acı yaşatmak ister. Ama artık erkek karekter(bu noktada erkek karekterin yaptıklarının karekterle ilgisi yoktur.) Önce çaresizliklerden bahseder istiyorum ama olamıyor geyiği. En iğrenci ise evli erkek karekterdir evi yanına çekmek için kadın bana kuyruk salladı, boş bulundum şeytana uydum ayağına çaresiz ve babasına yük olmak istemeyen karısını yanına çekerek göreceli olarak arkayı sağlamlaştırır. Ve savunma aşamasına geçer. Ah kadın çırpınışlarıyla sağdan soldan bir iki vazo kırar ancak bakar ki hiç bir şey değişmiyor. He herkeste bir sessizlik, insanlar iki çift göz haline gelivermişler. Ve bela okur tehdit yağdırır, buna vurularak çekilme denir. Sonra tencere soğur biraz ve işte artık çarpışma sırasında kadının kırdığı vazoların verdiği ziyanı hesabı erkek karekterin kendince aslen şerefsizce bir yöntemle sorulmaya başlar. Yavaş yavaş hikayesini öznel cümleyle kendi karekterine yakın ortamlarda anlatmaya başlar, bu gevezeliklerin yanında hatırlayın, iki çift göz dediğimiz etraf artık iki dudak oluverir ve fısırdaşmalar, fısırdaşmalar. Yürür fısırdaşmalar...
    Kadın kafasını gömdüğü yastıktan çıkarır ve kabusa uyanır. Ortalıkta adı serbest dolaşım hakkı kazanmıştır. Bir iki boğucu hamle yapar, olmaz durduramaz.. Gülüşmeler artık, cinnet geçirir. Olan olmayan batar artık, insanlar yanında susar, döndüğü anda adi bir tebessüm.. İşte üçüncü evre..
    Doktor... Öfke kadının benliğine böyle işler..Ve Kadın anti-depresanla tanışır. Adı her neyse en iyi uyuşturanı ister her defasında..
    .....
  • Mutlaka okumanızı tavsiye edeceğim Mülksüzler adlı kitaptan , birkaç alıntı ve en sevdiğim bölümlerinden kesitler sunacağım.

    ***

    Bizi bir araya getiren şey, acı çekmemiz. Sevgi değil. Sevgi akla boyun eğmez, zorlandığında da nefrete dönüşür. Bizi birleştiren bağ seçilebilir bir şey değil. Biz kardeşiz. Paylaştığımız şeylerde kardeşiz. Hepimizin tek başına çekmek zorunda olduğu acıda, açlıkta, yoksullukta, umutta biliyoruz kardeşliğimizi. Biliyoruz, Çünkü onu öğrenmek zorunda kaldık. Bize birbirimizden başka kimsenin yardım etmeyeceğini, eğer elimizi uzatmazsak hiçbir elin bizi kurtaramayacağını biliyoruz. Uzattığınız el de boş, tıpkı benimki gibi. Hiçbir şeyiniz yok. Hiçbir şeye sahip değilsiniz. Hiçbir şey sizin malınız değil. Özgürsünüz. Sahip olduğunuz tek şey ne olduğunuz ve ne verdiğinizdir.

    * * *

    Eğer bir şeyi bütün olarak görebilirsen, hep güzelmiş gibi görünür. Gezegenler, yaşamlar... Ama yakından bakıldığında bir dünya yalnızca toz ve kayadan oluşur. Günden güne yaşam daha da zorlaşır, yorulursun, ritmi kaçırırsın. Uzaklığı ararsın -ara vermeyi. Dünyanın ne kadar güzel olduğunu görmenin yolu, onu ay gibi görmekten geçiyor. Yaşamın ne kadar güzel olduğunu görmenin yolu ölümün bakış açısından bakmaktan geçiyor.

    * * *

    yaşamının geri kalan kısmı boyunca ya herkes gibi olmayı ya da farklılıklarını erdeme dönüştürmeyi seçmen gerekir.

    Bütün duvarlar iki anlamlı ve iki yüzlüdür. Neyin içeride, neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıdır.

    Ölmek, kendini yitirmek ve diğerlerine katılmaktır. O ise kendini kurtarmış, diğerlerini yitirmişti.

    Hiç kimse cezayı kazanmaz, ödülü de...Aklınızı kazanmak, hak etmek gibi fikirlerden arındırın, ancak o zaman düşünebileceksiniz.

    Devrim ya bireyin ruhundadır,ya da hiçbir yerde değildir. Ya herkes için, ya da hiçbir şey içindir. Eğer herhangi bir şekilde sonu var gibi görünüyorsa gerçek anlamda hiç başlamayacaktır.

    Düşüncenin doğasında iletilmek vardır : yazılmak ,konuşulmak ,gerçekleştirilmek. Düşünce çimen gibidir. Işığı arar,kalabalıkları sever,melezlenmek için can atar. Üzerine basıldıkça daha iyi büyür.

    Konuşma paylaşmadır-birlikte yapılan bir sanat. Sen paylaşmıyorsun,yalnızca bencillik ediyorsun.

    Farklı güneşlerin ışıkları farklıdır, ama tek bir karanlık vardır!

    Mülksüzler / Ursula K.Leguin
  • Rüyadayken, bir şey ile diğeri arasında ayırım yapma gereği duyulmaz. Hem de hiç. Zaten baştan itibaren orada bir sınır çizgisi yoktur. Bu yüzden rüyada çarpışma diye bir şey neredeyse hiç olmaz, hadi oldu diyelim, bu durumda acı duyulmaz. Ama gerçek, farklıdır. Gerçek, dişini geçirir sana. Gerçek. Gerçek.
  • 160 syf.
    ·Puan vermedi
    Kitap gerçek bir yaşam öyküsünden esinlenmiş.
    okurken sinirden köpürdüm resmen bir kadının yaşadığı acıları ve o kadının katlanışını anlatan duygularını anlatan bir ailedeki dram . çoğu yerde tüylerim diken diken oldu böyle bir şey olmaz dedim ama olmuş her kadının bir nevi az çok geleceğini anlatan müthiş bir kitap ve her erkeğin ve kadının kendini orda görmesi gerekir aslında alttan altan 5 bin yıllık zihniyeti anlatmış kitap kısa ama soluksuz okudum en sonda iyiki bitirdim dedim çünkü çok acı veriyordu . Böyle bir yaşam öyküsü daha da ayrıntılarla anlatılabilirdi. Herkesin okuması gereken kitap en çokta erkek zihniyetine kurban gitmek istemeyen ve bu durumlara düşmek istemeyen kadınlar okumalı.. iyi okumalar
  • Ah! Çok kötü bir şey ya... genç de olsa insan, ilk kez fark ettiğinde... yolda nasıl kaybedildiğini insanların... bir daha görülmeyecek arkadaşları... hiçbir zaman... Rüya gibi yok olduklarını... bittiğini... toz olduğunu... insanın kendisinin de kaybolacağını... uzun zaman sonra bir gün... ama mutlaka...
  • “Kısacası, sizin gerçek yaşamı görmüşlüğünüz, yaşamışlığınız falan yok; çeşit çeşit varsayımla, kuramla vakit öldürüyorsunuz. Acıları küçümseyişinizin, hiçbir şeye aldırış etmeyişinizin bana göre basit bir nedeni var: yan gelip yatmayı iş edinmiş bütün Rus tembelleri gibi dünyada her şeyi değersiz, boş görmek, yaşamı, acıyı, ölümü hiçe saymak, böylece yaşamın özünü kavradığınıza inanarak mutluluğa ermek... Siz, sözün gelişi, yontulmamış bir köylünün karısını dövdüğünü görürsünüz ama araya girip kadını kurtarmaya kalkmazsınız. Çünkü nasıl olsa ikisi de er ya da geç ölüp gidecektir. Karışmanın ne gereği var, değil mi? Ayrıca size göre, kaba köylü sopa atmakla patakladığı kadını değil, asıl kendini küçük düşürmektedir.
    Biz sarhoş dolaşmanın kafasızlık, ayıp bir şey olduğunu söyleriz; siz içilse de içilmese de sonunda öleceğiz, diyerek karşı çıkarsınız. Hastanenize dişi ağrıyan bir köylü kadın gelse ‘Bırak ağrısın. Ağrı, onu düşünmekten kaynaklanır;
    ayrıca bu dünyada acı çekmeden yaşanmaz. Sonunda hepimiz ölecek değil miyiz?’ anlayışıyla zavallıyı başınızdan savarsınız. Üstelik içinizden yüzde yüz şu düşünceler geçiyordur: ‘Seninle mi uğraşacağım, be kadın! Tam derin konulara dalmıştım, votkamı yudumluyordum, gelip rahatımı bozdun!..’ Genç bir adam, ‘Şu işi nasıl yapsam, nasıl üstesinden gelsem?’ diye bir ağabey öğüdü almak üzere yanınıza gelse başka biri, eminim ki düşünüp taşınır, ondan sonra yanıt verir. Ama sizde yanıt hazırdır: ‘Yaşamın özünü kavramaya, gerçek mutluluğa erişmeye çalış!’ Şu ‘gerçek mutluluk’ ne menem şeydir, onu da açıklamadan geçiştirirsiniz.
  • Acımak - güzel bir duygu! Ama iki tür acıma duygusu vardır. Birincisi, duygusal ve zayıf olanı, başka birinin yaşadığı felaketlerden kaynaklanan acı ve hüzünden olabildiğince çabuk kurtulmak için çırpınan yüreğin sabırsızlığıdır. Bu acıma duygusu, aynı acıyı hissetmekten çok, başkasının acısına karşı kendi kendi ruhumuzun içgüdüsel bir savunmasıdır. Diğer tek gerçek acıma duygusu ise, duygusal olmayan, ama yaratıcı olan, ne istediğini bilen; sabırla gücü yettiğince, hatta gücünün bile ötesinde katlanmaya ve dayanmaya kararlı olunan acıma duygusudur. İnsan yalnızca sonuna kadar dayanabildiği, en acı ve en zor sona kadar sabredebildiği zaman karşısındakine yardımcı olabilir. Yalnızca kendini feda ettiği zaman, ancak o zaman!
    Stefan Zweig
    Sayfa 236 - Can Yayınları, 6. Baskı