• Hani o bırakıp giderken seni
    Bu öksüz tavrını takmayacaktın?
    Alnına koyarken veda buseni
    Yüzüne bu türlü bakmayacaktın?


    Hani ey gözlerim bu son vedada,
    Yolunu kaybeden yolcunun dağda
    Birini çağırmak için imdada
    Yaktığı ateşi yakmayacaktın?


    Gelse de en acı sözler dilime
    Uçacak sanırdım birkaç kelime...
    Bir alev halinde düştün elime
    Hani ey gözyaşım akmayacaktın?

    Orhan Seyfi Orhon
  • Büyüyememek, gençliğine veda edememek, yaşlandığını ve bir şeyleri artık geride bırakmak gerektiğini içine sindirememek gibi hallerle acı çeken nice insan var!..
  • Hani o bırakıp giderken seni

    Bu öksüz tavrını takmayacaktın?

    Alnına koyarken veda buseni

    Yüzüne bu türlü bakmayacaktın.

    Hani ey gözlerim bu son vedada,

    Yolunu kaybeden yolcunun dağda

    Birini çağırmak için imdada

    Yaktığı ateşi yakmayacaktın?

    Gelse de en acı sözler dilime

    Uçacak sanırdım birkaç kelime...

    Bir alev halinde düştün elime

    Hani ey gözyaşım akmayacaktın?

    Orhan Seyfi Orhon
  • “... Ben de kendimi tutamamış, ağlamaya başlamıştım; bu ancak fevkalade büyük ve sahici kederlerde görülen, sessiz, hıçkırıksız ağlayışlardan biriydi. Ondan ayrılmanın bana güç geleceğini biliyordum. Fakat bunun bu kadar korkunç, bu kadar acı olacağını tasavvur edememiştim.”
  • O sabah her zamanki gibi uyandım güne, güneş yine benim için doğmuş gibi bana gökyüzünden merhaba dedi, bende perdemi aralayıp ona gülümsedim, gülüşüm dudağımın kenarında kaldı, içimde bir burukluk ve beraberinde keskin bir acı hissettim, dönüp yatağıma baktım, o an anladım acının sebebini .
    Her sabah sen varmışsın gibi uyanıyorum ve her gece sensizliğin koynuna uzanırken her şeyin bir rüya olmasını diliyorum, ama olmuyor, bana o son bakışın, elimi tutuşun, gözlerinden süzülen yaşlara aldırmadan, tıpkı küçük bir çocuk gibi dudak büzüşün çıkmıyor aklımdan.
    Biz veda etmedik birbirimize biliyorsun, zaten veda sözcükleri yakışmazdı yaşadığımız aşka, sadece ara verdik biz, sen çok uzun bir yolculuğa çıktın, bense elinde hatıra dolu bir bavulla öylece baka kaldım…..

    S.Y
  • 352 syf.
    İncelemeye yazarla başlamak istiyorum çünkü
    eserin yaratıcısından bağımsız incelenmesi mümkün olmamakla beraber, Balzac'ı anlamak ve Vadideki Zambağın etki kaynağını çözmek için o yıllarda cereyan eden olayları bilmek de önemli bir yer tutar. Balzac'ın doğduğu yıl olan 1799,Napoleon'un Fransa'da iktidarı ele geçirdiği ve Dünyayı fethetme isteğiyle yanıp tutuştuğu yıllardır. Balzac'ın çocukluğu, Napoleon'un kahramanlıklarını dinlemekle geçer. Sıradan bir insanın,böyle bir mevkiye gelmesi pek tabii olarak Balzac'a iradenin gücünü ve güçlü olanın hayatta kalan olduğunu, hayatın acımasızlığını iliklerine kadar tadarak öğretir. Napoleon'a tanıklık eden bir genç adamın öğrendiği hayat stratejisi, ona iyi veya kötü olmanın ötesinde gerçek olanın tüm tutku ve gücüyle amaca ulaşmak olduğunu benimsetir. Balzac'ın tutkulu insanlara hayran ruhundan,tutkulu ve hayat amacı için tüm gücünü harcayan kahramanlar yaratması muhtemelen bu sebeplerin ağrılığı altında oluşmuştur. Tıpkı kitap kahramanımız Felix gibi Balzac da annesinin sevgisizliğiyle büyümüş ve ilk aşkını kendinden yaşça büyük ve evli Madam de Berny ile yaşamıştır. Yazar sevgisiz büyümenin eksikliğini ve sevgiyle ilk tanışıklığın büyüklüğünü, kendi hayatından da yola çıkarak,kitap boyunca size eşlik eden detaylı betimleme ve edebi üslupla yansıtmıştır.

    İlk aşkı annesi olmayan Felix, tanıştığı ilk kadında eksik anne sevgisinin aşk diye tanımlanmasını yaşarken; aynı kadına da sevgisizliğin,anlaşılarak geçeceğine inanmayı aşk diye yaşatmıştır. Erkeğin sevdiği kadında anne sevgisinin kutsallığıyla ,arzusunu besleyememesi ;kadınınsa anlaşılamaması ve yıllarla güçlenen toplumsal baskının ağırlığı altında sendelemeye başlamasıyla ilerleyen bu hikayede erkeğin yeni aşk denemeleri ve ilk aşkın doygunluğuna erememe eksikliğini, kadının ise anlaşılamayacığını hisseden insan kabullenişiyle hem olduğu kişi hem de onu yaratan unsurlar arasındaki suçlayıcılığının, tam yanı başınızda yaşanmasına ve hayatla ilgili sarsıcı gerçeklerin yüzünüzde tokat etkisi bırakmasına hazırsanız zamanınızın çoktan geldiğini,fazla bekletmeden o ilk zambağı koklamanız gerektiğini belirtmek isterim :)



    İncelemeyi bitirdiğim yerde kitapla yolculuğuma dair bir yazı ve Henriette ile sohbetimizden küçük bir kesiti kendi sonsuzluğumuz için bırakmak istiyorum ;

    Vadideki Zambağa yaklaşıp dokunmam çok önce gerçekleşse de birleşme zamanımız şimdi oldu. Kitabı okurken bir ara sertçe kapatıp, Henriette'den -Kendimden- kaçmak istedim ama kaçmayı bu aralar öyle çok yaptım ki. Uzuvlarım hareket etmek istemedi.

    sayfaları sonlandırdığım yerde, Henriette'e veda etmek için yazmaya karar verdim.

    Sevgili Henriette, toprakta suya kavuşmak için köklenen, köklendikçe daha da derinleşen bir zambak olduğunu,derinlerde sana kavuşarak kavrıyorum.
    Sana kavuştuğum yerden sesini arıyorum;

    “Hala buradayım Henriette ,seni anlamak istiyorum. Ölüme giderken ki inancından, o ilk öpücükten kaçarken ki güçsüzlüğünden, Mutlu olmayı hiç bilmediğin için,haketmediğini kabullendiğin yerden sana değmek istiyorum.
    Duyguların küresel yok edişe kurban edildiği bu çağda,senin aşk diye öldüğünün ne olduğunu kendime çok sordum.
    Şairleri şiirlendiren acının,kitaplara ebediyeti tattıran duyguların gerçek dünyada yaşanamacak kadar yüce olduğunu öğrendiğimde hayal kurmanın,gerçeğe kavuşmaktan daha tatmin edici olduğunu öğrendim.
    Felix'ten aşk diye tanımlananın, eksikliği tamamladığını sanmak olduğunu; senden ise anlaşıldığını sanmaya dair köreltici yanılgı olduğunu öğrendim.
    Hangisine daha çok aşk denilir bilmiyorum ama acı verenin aşk olmadığını biliyorum. Acının geçeceğine,acının anlaşılabileceğine dair inanca aşk diyip bu sağlanmadığında yaşanan hayal kırıklığına acı denmeyı artık gülünç bile bulamıyorum.
    Henriette ?
    eğer sesimi duyuyorsan beni,cevapla nolur. Bir zambak için özgürlük suya kavuşurken mi olur,kavuşma yolunda mı? Suya ilk kavuşmanda,o kadar korktun ki bir zambak olduğunu unuttun. Sen güneş değilsin,çölleştirdiğin yerde solabileceğini göremedin mi?
    Su arayışında derinlere uzandıkça, gömüleceğini bilemedin mi?”
  • Hani o bırakıp giderken seni ,
    bu öksüz tavrını takmayacaktın
    alnına koyarken veda buseni
    yüzüne bu türlü bakmayacaktın .

    Hani ey gözlerim bu son vedada
    yolunu kaybeden yolcunun dağda
    birini çağırmak için imdada
    yaktığı ateşi yakmayacaktın .

    Gelse de en acı sözler dilime
    uçacak sanırdım birkaç kelime ,
    bir alev halinde düştün elime
    hani ey gözyaşım akmayacaktın

    Orhan Seyfi Orhon