Adanmışlık doğmadan adanmak doğuruldu.
İnsanoğlu doğuruldu, büyümeye çalıştıkça doğruldu. Dogrulmak dört ayaklı halden yükselen halimize evrilen hâldir dedi de doğruldu.
Bir kuş geçti, kuş geçerken tam altında oturuyordu, bu düpedüz düz dünyada.
En güzel sabahların (cokokremle) kahvaltı ile başlayacağına inanmıştı.
Reklam dünyasından çok reklam edilen ürünleri düşündü.
Hayatımızın direklerini sallayacak kadar temelimize, yaşantımıza bu denli nasıl girdiğini sordu.
Düşündüklerimizin kaçta kaçı bizden di?
Kaçta kaçı zihnimize sokulan bizden olmayanlara aitti?
İzin verdiklerimiz nedir diye sordu.
Kaçtı, kaçtı; ruhumuz, bizi biz yapacak benliğimiz.
"Kendine sormak, köşeye sıkışmak" isimli köşe yazısını hatırladı. Öyle bir yazı var olmadı. İzlediği bir filmde geçmiş olacaktı ki izin vermeden zihnimize giren başlıklar içinde anında zihni harman yapıp bunu düşündürdü ve düşletti.
Bir kuş uçtu. Martıydı. Tam olarak yavaşlatılmış bir uçuştu bu. Şaşkınlıkla lan "Martı Jonathan" nereye gidiyoruz?
Yine okuduğu bir kitaptan senaryoya çevrilmiş ve oynanmış bir sahne yaşadı.
Aklı almiyordu.
Âlemlerin yaratıcısının sayısız yarattıklarından yalnızca biri olan insanoğlu olduğunu hatirlayana dek.
Melekleri hatırladı, secde edenleri ve de etmeyenleri. Kuvvetleri, melaikeleri, esmalari. Şükrettirici dedi ve şükür edebildigine de şükretti. Şaşkınlıklarını yaşatan yüce kadiri mutlak Allah'a şükretti.
Günler unutulmuşken, kendini de unutmuş hep olmuş ve sonra hiç olmuşken,
Haber geldi;
Yine Perşembe. Yarın Cuma.
Günlerin anlamsızlığı ile büyük bir anlam ve yaşantı barındıran sözü söyledi:
"Fe salli li rabbike venhar."