Belki de ilk defa kalbimi kendime gerçekten açmıştım ve sanki ilk defa bir kadeh şampanya içmişim gibi başım dönmeye başlamıştı. Ya da belki daha çok bir kadeh yıllanmış kırmızı şarap içmek gibiydi— tatlar zengin, derin, baharatlı ve karmaşıktı.
Kendi yetersizliklerimiz ve kusurlarımızla ilişki kurarken çoğu zaman inanılmaz derecede duygusuz olur, yani çoğu zaman kalbimizin kapısını kendi yüzümüze çarparız.
Istırabın içinize kazıdığı alan ne kadar derin olursa, o denli çok hazzı içerebilir.
Ve şarabınızı taşıyanla, çömlekçinin fırınında yanan aynı kadeh değil midir?
#halilcibran
… hata yaptığınızda veya beklentilerinizin altında kaldığınızda, elinizdeki kırbacı bırakabilir ve bunun yerine omuzlarınıza sıcacık bir şefkat battaniyesi atabilirsiniz.
Gerçek şudur ki bazen iyi, bazen de kötü nitelikler sergileriz. Bazen yararlı, üretken, bazen de zararlı, uyumsuz şekillerde hareket ederiz. Ancak bizler, bu nitelikler veya davranışlar üzerinden tanımlanamayız. Bizler isim değil, bir fiil; sabit bir “şey”den ziyade bir sürecizdir. Eylemlerimiz, değişken varlıklar olarak zamana, duruma, ruh haline, ortama göre değişir. Ancak çoğu zaman bunu unutur ve yüksek bir özsaygı -ulaşılması zor kutsal kâse- arayışına girer, kendimizi içine sıkıştırmak için üzerinde “iyi” yazan kalıcı bir kutu bulmaya çalışırız.