Gözlerinin içi gülerek, önünde akıp duran ırmağa baktı; şimdiye dek hiçbir su, bunun kadar hoşuna gitmemişti, akıp giden bir suyun sesini ve sudaki yansıyı hiç bu kadar güçlü ve böylesine güzel bir şekilde algılamamıştı. Sanki ırmağın ona söyleyeceği önemli bir şey vardı, onun henüz bilmedigi
bir şey,…
"Bilinmesi gereken şeyleri insanın kendisinin tatması iyidir," diye geçirdi içinden. "Dünya zevklerinin ve dünya malının insana hayır getirmeyeceğini daha çocukken öğrendim. Hanidir biliyordum bunu ama ancak şimdi yaşadım. Ve şimdi biliyorum, belleğimle degil, gözlerimle, yüreğimle, midemle biliyordum böyle olduğunu. Ne mutlu bana ki, biliyorum artık!"
Bir kez daha gülümsemeden duramadı. Evet,
tuhaf bir yazgısı vardı! Tepetaklak gidiyordu ve şu an yine eli boş, çırılçıplak ve aptal aptal dikiliyordu dünyada. Ama bundan dolayı bir üzüntü duymuyordu, hayır, içinden işte öylesine gülmek geliyordu, kendi kendine gülmek, bu acayip, bu sersem dünyaya gülmek.