…duygusal olgunluğun en önemli dönüm noktalarından birisi, çoğul gerçeğin geçerliligini fark etmek ve insanların farklı düşünüp, farklı hissedip, farklı tepki
verdiklerini anlamaktır. Çoğunlukla, "yakınlık", "aynılık” anlamına gelirmiş gibi davranırız. Özellikle de evli çiftler ve aile üyeleri, herkesin kabul etmesi gereken tek bir "gerçek" varmış gibi davranırlar. Düşündüğümüz ve hissettiğimiz her şeye hakkımız olduğunu-diğerlerinin de bu hakka sahip olduklarını- beynimizin yanı sıra yüreğimizle de ögrenmemiz gerçekten çok zor. Kendi duygu ve düşüncelerimizi açıkça ifade edip, kendi değer ve inançlarımıza uygun kararlar vermek görevimizdir.
Kavga etmek ve suçlamak kimi zaman, bir yöne ya da diğerine doğru adım atmaya hazır olmadığımız zamanlarda, hem statükoyu korumak hem de statükoya başkaldırmak amacıyla kullandığımız bir yoldur.
Belli bir ilişkide kronik bir öfke duyuyorsak bu, "ben"i biraz daha açığa çıkarıp güçlendirmek için bir mesaj olabilir. Bu durumda, ne düşündügümüzü, ne hissettigimizi, ne istedigimizi ve yaşamımızda
neyi farklı yapmak istedigimizi görmek amacıyla benligimizi yeniden incelememiz gerekir. Açık ve ayrı bir "ben" oluşturmamız, hem yakınlığı hem de yalnızlığı yaşayıp tadını çıkarmamızı sağlayacaktır.
Benliksizleşme, kişinin kendi benliğinin (düşünce, istek, inanç ve hırslarının), ilişkiden gelen baskılar altında çok fazla "tartışılabilir" hale gelmesi demek. Benliği uzlaşmaya en açık olan kişi, farkına bile varmadan benliksizleşmeyi kaçınılmaz olarak yaşayabiliyor. En çok özveride bulunan taraf, bastırılmış öfkeyle doluyor, sonuçta da bunalım ve diğer duygusal sorunlara karşı korunmasız hale geliyor. Bu durumdaki kadın (ya da kimi durumlarda, erkek) kendini bir terapistin karşısında ve hatta hastanede bulabilir ve "Bu ilişkideki sorun nedir?" yerine "Benim sorunum nedir?" diye sorabilir. Ya da öfkesini ifade edebilir; ama uygun olmayan zamanlarda, anlamsız şeyler konusunda ve diğerlerinin onu ya gözardı etmelerine, ya da mantıksız veya hasta olarak görmelerine yol açacak sekilde.