Oysa isyankarlık çoğu zaman özgürlükle karıştırılır. Fırtınada sığınılan sahte bir liman halini alır, çünkü isyan eden kişiye gerçekten de Özgür olduğuna dair yalancı bir his verir. İsyan eden kimse isyanın aslında dışsal bir yapı (kurallar, kanunlar, beklentiler) gerektirdiğini ve kişinin kendi özgürlük hissi ile gücünün aslında bu dışsal yapıya bağlı olduğunu unutur.
Bunun da ötesinde, nefret ve kırgınlıklarımızla açık bir şekilde yüzleşmediğimizde er ya da geç kendi kendine acıma duygusuna dönüşür ki, bu durumun kimseye faydası yoktur. Kendi kendine acıma, nefret ve kırgınlığın "korunmuş" halidir. Kişi böylelikle nefretini "besleyip" kendi kendine acıyarak, ne kadar zorlu bir hayat sürdüğünü yahut nedenle acı çektiğini düşünerek (ve bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmayarak) psikolojik dengesini sağlayabilir.
Baskın bir anne, baba ya da bir başka otorite figürüne aşırı bağımlı olan kimsenin, nefretini gizlemek için onu "seviyormuş" gibi yapması sık rastlanan bir durumdur. Ringde birbiriyle kenetlenen boksörler gibi düşmanına sarılır.
Bir şeye sarılmadan insanlar için özgürlüklerinden vazgeçmek mümkün değildir ve bu da kendisini zapteden kişiye karşı beslenen nefret şeklinde ortaya çıkar. Nefret yahut kırgınlık genellikle kişinin kendisini psikolojik ya da tinsel intihardan alıkoymasını sağlamasının tek yoludur. Az da olsa saygınlığını ve kendi kimliğine dair algısını korumasını sağlar.