Ne zaman babamın canını sıkacak bir kabahat işlesem, evvela annemin keyfi kaçıyordu. Kusur sahibi kendiymiş gibi titreyip telaşlanıyordu. Sanki benim evlat olmaktaki başarım, onun da karılık müessesindeki muvaffakatnamesi sayılacaktı. Belki bu yüzden beni sevmeye, ayıplarımı gizlemeye harcadığı mesainin yarısını bile ayırmadı.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ona göre evlenmediğim için yarımdım; tohuma kaçmadan evvel kocaya varırsam bir çırpıda tamamlanacaktım. Genç bir kızsan sana çizilmiş kadere uzun müddet direnemiyorsun. İçinde kırılacak eşya, hatta daha fenası sadece kendisine değil, çevresine de zarar verebilecek patlayıcı taşıyan bir paket gibi daima göz önünde tutuluyorsun. Ne olur ne olmaz diye, doğduğunda babana, varsa erkek kardeşlerine, hatta amcalarına, dayılarına, sonra da ilk fırsatta baş göz edilip kocana teslim ediliyorsun. "Bir an evvel evlen de yerini bil" diyorlar sana. "Ne yani yıllarca yersiz miydim ben? Doğduğum bu ev benim neyimdi?" diye düşünmeye başlıyorsun. Böyle böyle, hiçbir yerin sana ait olmadığını, olamayacağını anlıyorsun.
Ne evde oturmakla iyileşmeyi ne de ne film seyretmekle neşelenmeyi becerebilmişti. Her sancının başka bir yarayı hatırlattığı bir dünyada insana ne filmler ne kitaplar ne de diğer insanlar iyi gelebilirdi.
Ya da mesela gözünü kaybetmiş askerlerin önünden gürültü yapıp varlığımı hissettirerek mi, yoksa sessizce süzülerek mi geçmem gerektiğini bilemeyip aptallaşıveriyordum. Ama sana vicdanımda açılan gediklerden bahsetmeyeceğim. Bazıları, başkalarının acısına uzaktan bakıp kederlenmekle iyi insan olunabileceğini sanıyor. Hatta sadece kendi iyiliğinin altını çizebilmek için üzüntüsünü ele güne duyurmaya çalışıyor. Oysa şunu iyice öğrendim ki, vicdandan en çok söz edenler, sadece başkalarının kurbanlarına üzülen katiller. Kabullenmek zor ama aslında, başkalarının acısına bakarken insanda kederden ziyade hodbin hisler uyanıyor. Savaş gazilerine bakmak feci bir duyguyla tanıştırıyor insanı: Şükretme duygusu. Duyguların en ikiyüzlü, en sefil olanı. Haline şükretmelerin en rezilcesi, başkalarının haliyle mukayese edilelerek yapılanı... O zaman insan Yaradan'a, verdiği mutluluklar için değil, olsa olsa başkalarına verip kendinden esirgediği acılar için teşekkür ediyor. Sana şükürler olsun ki beni değiI, onu seçmişsin diyor! Ve bunu ne zaman fark etse, mesela hastanedeki ölü çocuklara, onların ince ayak bileklerine bakarken, ruhunu derin bir utanç kaplıyor.