Fark edileceği üzere, haz ilkesi hayatın amacını belirler. Bu ilke başından itibaren ruhsal aparatın çalışmasına hükmeder; amaca uygunluğu şüphe götürmezdir. Fakat yine de haz ilkesi bütün dünya, insanoğlu ve evren ile kavga halindedir. Haz ilkesi kesinlikle tam olarak gerçekleştirilemez; evrenin bütün güçleri bu ilkeye öylesine karşıdır ki, insanın ‘mutlu’ olması “Yaratılışın” planları arasında yoktur. İnsanın en yalın anlamıyla mutluluk dediği, daha ziyade yoğun olarak bastırılmış olan ihtiyaçların anlık tatminidir ve doğası gereği sadece dönemsel bir fenomen olarak kalır. Haz ilkesi kapsamında arzulanan her durumun devamı sadece ılımlı bir zevk verir. Çünkü zıtların keyfini yoğun bir şekilde çıkarabilecek şekilde düzenlenmişizdir; durumun keyfini nispeten daha az çıkarabiliriz. Böylelikle mutluluk şansımız zaten yapımız gereği kısıtlanmıştır. Mutsuz hissetmek çok daha kolaydır.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Başa dönüyoruz: insan hayatının amacına dair soruyu cevaplandırmayı tek bilen dindir. İnsanoğlu, hayatın amacı fikrinin dini sistemle var olduğu ve din olmasa bu fikrin de olmayacağı hükmüne varırsa hiç de hata edilmiş sayılmaz.
Bize dayatıldığı şekliyle hayata katlanmamız çok zordur. Birçok acı, hayal kırıklığı ve çözümsüz görev getirir. Şayet hayata göğüs gereceksek hafifletici unsurlardan yoksun olamayız.
İnsanlar, inançlıların safına, dinin tanrısını kurtarmaya adanmış filozoflarla karşılaşmak için karışmak istiyorlar. Bu filozoflar tanrıyı kurtarmak için onu kişiliksiz, gölge gibi ve soyut bir prensip haline getirip, uyarı sözcükleri savururlar: Yüce Efendimizin adını nafile anma! Eğer ki geçmişte büyük insanlardan birkaçı benzerlerini yaptıysa, bundan feyz alınamaz. Neden böyle yapmak zorunda oldukları biliniyor.
Din, bir yandan insanlara dünyanın gizemlerini kıskanılacak derecede bütünlüklü olarak açıklayan, bir yandan da onları, dikkatli bir yazgının hayatlarını sürekli izlediğine ve herhangi bir hüsranın başka bir varoluşta telafisinin olacağına dair telkin eden öğretiler ve vaatler sistemidir. Sıradan biri bu yazgıyı epeyce yüceltilmiş bir baba figüründen öte bir şekilde hayal edemez. Ancak böylesine bir varlık insanoğlunun ihtiyaçlarını görür, onların dualarıyla yumuşar ve pişmanlıklarına dair işaretlerle yatışır. Bu o kadar düpedüz çocuksu, o kadar gerçeklikten uzaktır ki, ölümlülerin çoğunluğunun bu hayat görüşünün üzerine hiçbir zaman çıkamayacağını düşünmek, insanlığa dair dostane tutumu olan herkese acı verir.