○ ârifler ki letafet timsali ünsiyet ravzasında, Hakk'a aşina kulların huzur dolu bucağında, muhabbet ve saadetle müzeyyen aşıklar diyarında, emniyet ve huşu içre yaşarlar. Öyle ki onlar Allah'ı , Allah da onları anar. Onların gonülleri Rabblerinin aşkıyla yanar, Rabbleri de onları rahmet ve muhabbetiyle sarar. Hülasa Allah onlardan, onlar da Allah'tan razıdırlar.
Yegâne sermayeleri fakriyet, başat hâlleri tevazu ve acziyettir. Allah, onlara cümle günahın devasını, hasta gönüllerin sefa ve şifasını ilham etmistir. Onlar ki Hakk Teâlâ’nın vahdaniyetine ışık tutan nur dolu kandiller, O'nun hikmet hazinelerinin anahtarı olan asalet timsali kimselerdir. İmamlarıysa mübarek bedeninden âlemlere ziya saçan, cemaliyle dolunayı dahi kıskandıran, kâinatın efendisi Muhammed Mustafa (s.a.v.)'dır.
Bil ki sâlike bir şeyh, mürşid, mürebbi gerek; ta ki onu terbiye ederek kötü huylardan arındırsın, yerine güzel huyları yerleştirsin. Terbiyenin anlamı çiftçinin yaptığı işe benzer; O mahsulün iyi ve olgun olması için ekinler arasındaki dikenleri ve yabani bitkileri ayıklar. Bunun gibi sâlik için de kendisini yetiştirecek, Allah Teâlâ'nın yoluna yöneltecek bir şeyh gereklidir.
Rivayet edildiğine göre Cüneyd (k.s.) vefatından sonra rüyada görülmüş, ona denilmiş ki: "[Oralardan] ne haber var ey Ebu'l-Kasım?" Şöyle cevap vermiş: "O ibareler söndü, o işaretler yok oldu; bize yarayan yalnız gecenin ortasında kıldığımız iki rekatçık namaz oldu."