Lavinia

Lavinia
@ada_dogandemir
Maviye de sevdalıyım, Gökyüzüne de, Denizlere de.
Puan vermedi·50 syf.·
2024 12. kitabı
“Sadece bir kitap değil, içimde bir kırılma gibi…” Aslında kitabın adını ilk gördüğümde fazla bir şey beklememiştim. Kısa bir metin, incecik... Ama içine girince öyle bir duygunun içine düştüm ki sanki biri beni içimden okumuş da yazmış gibiydi. Zweig, bu kitapta savaşın ortasında kalan bir adamı anlatıyor ama asıl mesele savaş değil. Mesele, o adamın kafasında dönen bin tane düşünce. Gitmeli mi, kalmalı mı? Vicdanı ne diyor, devlet ne istiyor, karısı neye inanıyor? Hepimizin hayatında böyle karar anları vardır ya hani, işte kitap tamamen onunla ilgili. Ama çığlık atmıyor Zweig. Sessiz sessiz, çok sade bir dille anlatıyor ama içini burkuyor. Bir cümlede durup durup nefes alıyorsun, çünkü bir bakıyorsun kendinle yüzleşiyorsun. Ben okurken birkaç yerde durdum, düşündüm. Bazen kaçmanın bir cesaret olduğunu fark ettim, bazen kalmanın aslında pes etmek gibi hissettirdiğini. Karakterin karısıyla olan ilişkisi de çok etkileyiciydi. Birbirlerini seviyorlar ama bir noktada fikirleri ayrılıyor. Ve o ayrılık çok gürültüsüz ama insanın kalbini sıkıştırıyor. Kitap bitince çok sessiz kaldım. Öylece kalakaldım. Çünkü bana bazı soruları tekrar sordu: “Sen neye boyun eğiyorsun?”, “Gerçekten kendi kararlarını mı veriyorsun?”, “Zorunda olduğun için mi, yoksa inandığın için mi yaşıyorsun?” Bu kitap beni derinden sarstı ama bağırmadan yaptı bunu. Sessizce dokundu, ama iz bıraktı. Bazen bir kitap, bir tokattan daha çok sarsıyor ya insanı, işte öyle. Okumak isteyenlere tek şey derim: Kısa diye geçme. Birkaç saatini alır ama içini günlerce meşgul eder.
MecburiyetStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202175,1bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·381 syf.·
2025 1. kitabı
Suç ve Ceza, Bir İnsanın Kendi İçine Düştüğü En Derin Çukur Dostoyevski’nin Suç ve Cezasını okumak kolay değildi. Hem zihinsel hem de duygusal olarak insanı yoran, yer yer sarsan bir kitap. Ama tam da bu yüzden etkileyiciydi bence. Çünkü sadece bir hikâye anlatmıyor; seni oturduğun yerden kaldırıp insan ruhunun en karanlık köşelerine bırakıyor. Raskolnikov karakteri beni çok düşündürdü. Başta onunla empati kurmakta zorlandım ama ilerledikçe, o kadar insani bir hale geldi ki… Belki de beni en çok etkileyen şey, onun vicdanıyla olan savaşıydı. Bir insan bir suçu işledikten sonra sadece adaletle değil, en çok kendi iç sesiyle, kendi yargısıyla başa çıkmak zorunda kalıyor. Bu beni derinden sarstı. Çünkü bazen biz de hayatta “haklıyım” diye bir şeyler yapıyoruz ama sonra o iç ses susmuyor. Sonia ise kitapta en duru karakterdi. Sessizdi ama varlığı çok güçlüydü. Raskolnikov’un düştüğü yerden çıkmasında ona uzatılan en gerçek el gibi hissettirdi bana. Bir insan hem bu kadar kırık hem de bu kadar iyilik dolu olabilir mi dedirtti. Kitabın dili zaman zaman ağırdı, bazı yerlerde durup düşünmem gerekti. Ama bu yavaşlık, aslında hikâyenin ruhuna uygundu. Çünkü bu bir koşturarak okunacak kitap değil; düşüne düşüne, sindire sindire okunmalı. Bitirdiğimde başımın içinde bir sürü cümle dönüp duruyordu. “İyi insan kimdir?”, “Suç gerçekten sadece kanunla mı ilgilidir?”, “Vicdan ne zaman susar?” gibi sorular… Suç ve Ceza bence bir romandan çok daha fazlası. Kimi zaman Raskolnikov oldum, kimi zaman Sonia. Ama en çok da kendi içimdeki sesleri duydum. Ve belki de en korkuncu, bazen o sesler hiç susmadı.
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Antik Dünya Klasikleri · 2016194,4bin okunma