İnsan gerçek bir Avrupalı olunca, o kadar çok “şey”e gereksinim duyar ki, bu yüzden Papalagi’nin elleri “şey” yapmaktan dinlenmeye fırsat bulamaz. Yüzleri yorgun ve acılıdır. Çoğu, Büyük Ruh’un “şey’lerini görmekten acizdir. Köy meydanında keyifli şarkılar söylemekten, güneşli bayram günlerinde dans27 etmekten bizler gibi kollarının, bacaklarının mutluluğunu yaşamaktan acizdir. “Şey’ler üretmek, ürettikleri “şey’leri korumak zorundadır onlar. “Şey’lerini takınıp küçük kum karıncaları gibi yerlerde sürünürler. “Şey’leri ele geçirmek için soğukkanlılıkla her türlü kötülüğü göze alırlar. Erkeklik onurunu ya da gerçek gücü ölçmek için değil, yalnızca “şey’ler uğruna savaşırlar birbirleriyle.Bütün bunlara rağmen, yaşamlarındaki o büyük yoksulluğun farkındadır hepsi. Yoksa, beyaz bez üstündeki resimleri güzel çıksın diye, saçlarını renkli sulara batırmayı şeref sayan bu kadar çok Papalagi olur muydu?
Birinin her şeyi varken, diğerinin hiçbir şeyi olmamasına izin vermeyen geleneklerimizi sevelim. Sevelim ki, Papalagi gibi, kardeşi yanı başında keder ve acı içindeyken mutlu ve neşeli olmayalım.
Çünkü beyazların dünyasında insanların ağırlığı yalnızca parasıyla, o parayı her gün ne kadar arttırabildiğiyle ve hiçbir depremin zarar veremeyeceği kalın demir kutunun içinde ne kadar biriktirebildiğiyle ölçülür. Yiğitliği, soyluluğu ya da zekâsının parlaklığıyla değil.