Demek ki körlük çirkin insanların kaderidir, Sen çirkin değilsin, Hayır, aslında çirkin bir kadın değilim ama yaşlıyım, Kaç yaşındasın, diye sordu koyu renk gözlüklü genç kız, Ellisine yaklaşıyorum, Annem kadarsın, Ya o, Ya o, ne, Hala güzel mi, Eskiden daha güzeldi, Bu hepimizin başına gelen bir şey, hepimiz bir zamanlar daha güzeldik. Sen hiçbir zaman bu kadar güzel olmamıştın, dedi ilk körün karısı. Kelimeler böyledir işte, fazla gizlerler kendilerini, birbirinin peşine takılırlar, nereye gittiklerini bilmez görünürler ve ansızın, ikisinin, üçünün, veyahut dördünün birden, kolayca ortaya çıkmasiyla, bir kişi zamiri, bir zarf, bir fiil, bir sıfatla, karşı konulamayan bir heyecan tenimize ve gözlerimize yükselir, duygularımızın sükûneti bozulur, bazen de sinirlerimiz dayanamaz buna, çok tahammül etmişlerdir, sanki bir zırh kuşanmış gibi her şeye katlanmışlardır, Doktorun karısının sinirleri çelik gibi, deriz, ve sonuçta doktorun karısı bir kişi zamiri yüzünden, bir zarf, bir fiil, bir sıfat yüzünden göz yaşlarına boğuldu, sadece dilbilgisi kategorileri, sadece belirteçler yüzünden, iki kadın da, belirsiz zamir olarak gözyaşlarına boğulduğundan cümleyi tamamlayana sarıldılar ve durum tam bir ayine dönüştü, yağmurun altında üç zarif çıplak kadın.