Ölüme ‘göçüp gitmek’ diyen ya da ‘huzur içinde’ ölündüğünü düşünen her kimse diye düşünüyor Eliza, hiç ölüm görmemiştir. Ölüm vahşi bir şey, bir savaş. Vücut duvara tutunan sarmaşık gibi hayata yapışıyor ve onu kolay kolay bırakmıyor, bırakmamak için savaş veriyor.
Anthony Hopkins bu filmde “rol yapmıyor”. Çözülüyor. Başlangıçta güçlü, alaycı, kibirli. Kontrolün kendisinde olduğunu düşünüyor. Ama yavaş yavaş ses tonu değişiyor, bakışları boşlaşıyor, kendinden eminliği parçalanıyor
Ve filmin sonunda… Anthony artık bir çocuk gibi. En yıkıcı sahnelerden biri, Anthony’nin annesini sormasıdır. Bu sadece hafıza kaybı değil. Bu, kimliğin geriye doğru çözülmesi.
Film 2 Oscar kazandı:
• En İyi Erkek Oyuncu — Anthony Hopkins
• En İyi Uyarlama Senaryo
Baba ölür ve oğlu onun elinden yanan sigarasını alıp içmeye devam eder. Ne bir ağıt, ne bir çığlık. Sadece bir duman devri teslim alınır.
Bazı oğullar babalarının mezar taşını değil tükenen nefesini taşır. Ve bazı babalar arkalarında bir hayat değil, zehirli bir alışkanlık bırakır. O sigara sadece bir nikotin değildir. Bir suskunluk biçimidir. Bir evin içinde yıllarca birikmiş, bastırılmış öfkenin külüdür. Şiddetin kokusudur.
Oğul belki de kendisini sevmeyen babaya benzememek için savaşmalıydı. Ama savaşmak yerine onu anlamaya çalıştı ve sonunda onun gibi yanmaya razı oldu. Çünkü çocuklar bazen en çok korktukları şeye dönüşür. Çünkü baba sadece ölmez. Bazen içimizde yaşamaya devam eder. Hayatta olsa bile. Buna inanıyorum; en derin travmalar miras gibi geçer. Bir bakışla, bir susuşla ya da bir sigarayla.
Leyla’nın hikayesi sadece İran’ı değil, bizim de her sokağımıza dokunuyor. Ve bu sigara bir veda değil bir tekrardır. Ölüm bazen bir bitiş değildir. Bazen en uzun kalan şeydir bir evin içinde. Ve en çok nefesle geçer bir kuşaktan diğerine. Oğul burada sigarayı içtiğinde belki acısını bastırmıyordu, belki nefretini de. Sadece kime dönüştüğünü fark ediyordu. Çünkü insan bazen ne kadar dirense de en sonunda babasının bıraktığı yerden devam eder.
#leylanınkardeşleri