Evet, derin bir keder hissediyordum ama o boşluktan, o duyarsızlıktan, rengi, kokusu, sesi olmayan o hiçlik dünyasından kurtulmuştum. Acı da gelse, üzüntü de verse, içimi kederle de doldursa duygularım geri gelmişti.
Evgenia böyleydi işte, "Nasıl, Güzel olmuş muyum?" diye sormazdı, "Beğendin mi?" derdi. Başkalarının fikirleri umurumda bile değil, benim için önemli olan senin düşüncen diyerek beni onurlandırırdı.
Gerçek aşk buydu işte, kafanız karmakarışık da olsa, size yönelik korkunç bir entrikanın göbeğinde de bulunsanız, hatta tehlike kapınızı çalmak üzere de olsa, bunların hiçbirine aldırmaz, unutmamanız gerekeni unutur, ucunda ölüm olduğunu bilseniz de en küçük bir telaşa kapılmaz, ruhunuzu tümüyle sevdiğiniz kadının emrine verirdiniz.Tıpkı şu anda benim yaptığım gibi..