(spoiler)
Her şey çok hızlı oluyor, en azından birinci bölümde. Yine daha karakterleri tanıyamadan direkt konuya daldık ve her şey bir anda olup bitti. İlk hikaye oldukça klişeydi. Ne olup biteceği belliydi. Ama Başak’ın gereksiz atar yaptığını düşünüyorum. Sonuçta Safa arkadaşının ondan hoşlandığını düşünerek kendini geri çekmiş, biraz da özgüvensizlik sonucu tabii. Başak’a hak verdiğim sadece iki nokta oldu onlar da: Safa’nın sen kesin şöyle yaparsın böyle yaparsın dediği önyargılarını konuşturduğu kısım ve Başak’ın, ‘’Beni kim seviyorsa onunla mı olmak zorundayım?’’ dediği kısım. Dediği şeyde haklıydı fakat Safa bunu kastetmedi. Asla Safa’ya inanmaması da beni bir miktar çıldırttı. Adam, ‘’Sana aşığım.’’ dediğinde bile inanamıyor, ona aşık olmadığını düşünüyor. Bunun yerine tatlı tatlı flörtleşmelerini okumak isterdim, duygularını daha iyi anlamak için. İlişkinin başlamasından yaklaşık 3-4 yıl sonra sonunda güvenebildim, inanabildim demek de oldukça saçma geldi. Sevgisine tam olarak inanmadığı bireyle nasıl onca yılını geçirmiş anlayabilmiş değilim.
Şüphesiz en sevdiğim hikaye Cahit ve Gonca’nınki oldu. Hatta 100 sayfa değil de 350 sayfa boyunca onları okumak isterdim. Cahit’in kayboluş hikayesini, kendini buluş sürecini… Eğer bütün kitap bunun üzerine olup, karakterleri iyice tanıyıp, anlasaydık çok daha fazla severdim kitabı. 350 sayfaya 3 aşk hikayesi sığdırıldığı için her şey benim istemeyeceğim, sevmediğim şekilde hızlı gerçekleşiyor. Detaydan çok genel hatlarıyla işleniyor hikaye. Bu da karakterler bağlanma sürecinde sıkıntıya sokuyor, tam karaktere alışacağız derken hikaye bitiyor. İlk hikaye ile bu hikayedeki Cahit o kadar farklı ki acaba isim benzerliği mi diye düşünmeden edemedim. Keşke hikaye en azından Cahit’i tam anlamıyla anlayabileceğimiz kadar uzun