Bu kitap için yazacak çok cümlem var. Ama nereden başlamak daha iyi olur, karar vermesi zor.
Evet, puanım da zaten bu kitabı sevdiğimi gösteriyor. Ama bunun hem özel hem genel sebepleri var. En iyisi özel sebepleri sona saklamak.
Genel sebeplerimi düşünürken baz aldığım tabii ki daha önce okuduğum romantik türde kitaplar. Bu konuda çok iddialı değilim elbette. Okuduğum kitaplar beli. Ama onlar arasında en çok bu kitabı sevdim. Bu kategoriden okuduklarıma bu puanı vermediğimi hatırlıyorum. O yüzden bu kitap, benim için romantik kategoriden okuduğum en iyi kitap.
Gelelim kitabımıza. İsminden de anlaşılacağı üzere bir aşk hikâyesi. Ama nasıl bir aşk hikâyesi?
Geçmişin tozlu sayfalarında kalmış bir aşk, kimisine göre belki de artık unutulmuş olması gereken bir hikâye. Vaktiyle tek bir anda birbirinden etkilenmiş ama biri etkilenme sebebini hiç anlamamış. Unutmuş gitmiş. Diğeri de zamanın iyileştirir ilacına sığınmış.
Hikâye de burada bitmiş. Ama gerçekten mi bitmiş? Ne demişti Mahir,
"Birinin kalbini kırdıysan onda iz bırakırsın. Birini gerçekten yaraladıysan zaman bunu asla unutturmaz."
İşte zaman hiçbir şeyi unutturmamış. Sadece vaktini beklemiş.
Üçüncü kişiye aşık olma ya da büyük bir yanlış anlaşılma yok. Sahte bir ilişki kurmak, birini kıskandırmak için kendisine ilgi duyana yönelmek de yok. Birbirinden etkilenen iki kişi var ama zaman doğru değil. Bu iki insan aynı pencereden bakamıyor aşka. Bir filmden hatırladığım replikteki gibi, her aşkın kendi zamanı vardır. Bu sözü beğenmiştim filmde de lakin gerçekten anlamını bu kitapla kavradım.
Aşk, çok farklı bir yerden ele alınmış. Hem unutmaya çalışmak hem hatırlamamak var, hem çok sevmek hem güvenememek. Bu, o kadar doğal ve olağan işlenmiş ki karakterlerin düşünce yapısı ve eylemleri onlara özgü oluyor. Birinin