Saşa'nın neye benzediğini kendisine anlatmayı denerdi. Kara mı benziyordu; kremaya, mermere, kiraza, kaymaktaşına, altın tele mi? Hiçbirine. Saşa bir tilki gibiydi, ya da zeytin ağacı gibi; tepeden bakınca görülen denizin dalgaları gibi; bir zümrüt gibi; buluttan kurtulamayan yeşil bir tepeye vuran güneş gibi. Orlando dili didik didik etse de doğru kelimeleri bulamıyordu. Başka bir manzara ve başka bir dil istiyordu. İngilizce Saşa için fazla dürüst, fazla içten, fazla tatlıydı.
-m