• Şairin dediği gibi;
    "Sevin ağlayabiliyorsan. Ağlamak unutmanın kardeşidir."
    Ya ağlamayanlar diye sordu kendine?
    Ya ağlamayı bilmeyenler?

    Belki de Senin Hikayendir, Abdülkerim Kolat.
  • 186 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Bu kitap üzerine binden fazla inceleme olması biraz cesaretimi kırsa da yine de yazıyorum. Benim kitabımın başında “Nisan 2011” diye bir not düşülü. Bundan yedi yıl önce okuduğum bu kitap, ilk romanım. Bu yedi yılın altı yılını kayıp geçirmiş bir kitap, yasaklanması nedeniyle de bir süre satın alamayıp en sonunda umudumu kesmiştim. İlk okuduğumda dokuz yaşındaydım. Geçen günlerde kitaba başladığımda gerçekten aklımda hiçbir şeyin kalmadığını anlasam da hala odamdaki duvara yaslanıp Zezé için ağladığım zaman hala hatırımda.

    Her kitap bir ithaf bölümüyle başlar. Yazarımızın ithaf listesi ise biraz kabarık. Yaşayanlar ve ölüler olarak ikiye ayrılmış bu liste. Kitabı okumayanlar için bir üçlemenin ilk parçası olan bu ithaflara üçlemeleri bitirdikten sonra bakmanızı öneririm. Çünkü birçok kişinin fark etmediği üzere bu kitap otobiyografik özellik taşır. Ne yazık ki uzunca bir süre “Güneşi Uyandıralım” ve “Delifişek”i okuma imkanım yok, bu yüzden kitabı daha derinden keşfetmeye çalışırken daha ilerisine dair de spoiler yemiş olabilirim. Yani kitabı daha okumayanlar -sahi var mı okumayan biri?- kitabın künyesine, ithaf edilenlere bakmadan okuması daha iyi olur. Gerçi künye alakasız, ama beğenmediğim kitapların künyesine önceden bakında zaman kaybettim diye üzüldüğüm oluyor.

    Kitabın birinci bölümü “Günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü” diye başlar. Bu tanım özellikle kitabın sonlarında kendini iyice gösterir. İkinci bölümde nedense bu acıyı daha yoğun hissedebilirsiniz, buna rağmen ikinci bölümü “O sırada göründü küçük İsa olanca hüznüyle” şeklinde başlar.

    Vaftiz babası “şeytan” olsa dahi aslında Zezé kardeşlerinden daha akıllı ve duygulu bir çocuktur. Babasının işsizliği nedeniyle evde gerilen sinirler, ablalarının ve annesinin sürekli çalışmaya gitmesi onu bir şekilde sevgiye oldukça aç hale büründürür.

    Evet, Zezè gerçekten yaramaz bir çocuktur. Lambaları taşlar, komşularının çamaşır iplerini keser hatta bir keresinde altı aylık hamile bir kadını sahte yılanla korkutur! Elbette eninde sonunda dayağını yer Minguinho’suna koşar, hüzünle bunları anlatır.

    Bu yüzden Zezè’nin olanca sevimliliğiyle okulda öğretmeni Cecília Paim’i dinlediği, Bay Arivaldo’yla beraber düet yapıp para kazandığı ve Portuga, Manuel Valaderes’le olan araba gezilerinde ne kadar uslu durduğu kesinlikle ablası Glória’yı şaşkınlığa uğratır. Zezé gerçekten içli bir çocuktur, onu seven, ona güvenen insanları rahatsız etmez ve onlara mutlaka “şeytanın vaftiz oğlu” olduğunu söyleyip dikkatli olmaları konusunda uyarır. Ama onlardan asla gitmelerini istemez. Dediğim gibi sevgiye oldukça açtır.

    Bu sevgiye açlığı, ikinci bölümde kendini gösterir. Ablası Jandira’dan zaten dayak yemiş olan Zezé yaklaşık iki gün sonra babasının üzgün olduğunu fark etmesiyle ona bir şarkı söylemeye karar verir. Büyüklerin anlamadıpı bir şey var, çocuklar belli bir yaştan önce şarkıları kolayca algılayamazlar, sözleri ezberleyebilirler ama bu şarkıyı tam anlamıyla anladıkları anlamına gelmez. Bu bana zamanında oldukça sık bir şekilde Kupa Kızı ve Sinek Valesi söylememi hatırlatıyor. Şarkıyı ezbere bilirdim, sözlerin arkasında anlamı değil.

    Zezé de bu durumun kurbanı olur, babası alay ettiğini düşünür ve oğlunu bir hafta toparlanamayacak şekilde döver. Bu bölüm, Zezé’nin babasını öldürmeye başladığı bölümdür.

    Bu sevgi ihtiyacından olsa gerek, Zezé, Portuga’sını kaybettiği zaman büyük bir şok yaşar, yataklara düşer. Portuga, Zezé’yi dövmeden de ona küfretmemesi gerektiğini, yaramazlık yapmaması gerektiğini öğretmiştir sonuçta. Zezé, Portuga’yı babası bellemiştir. Hep yanında kalmak istediği kişidir Portuga. Bu yüzden Zezé kitabın en sonunda onu öldüresiye döven öz babasını anlayamaz. Onun babası ölmüştür, Zezé sırf bu yüzden yataklara düşmüş, kendini kahretmiştir.

    Portuga, Zezé’ye muhtaç olduğu sevgiyi vermiştir, bu nedenle Son İtiraf, Portuga’ya yapılmıştır. Portuga’nın ölümü Zezé’nin “acı”yı gerçekten kavramasını sağlar.

    Ve böylece tüm kitap boyunca dayak yiyen, şeytanın oğlu diye çağrılan çocuk acıyı öğrenir.

    Son olarak buraya şu notu düşüyorum, bu kitabı okurken ağladım. Bu yüzden aşkın tanımını bu kitapla yaptım. Ağlamayanlar olsa bile kesinlikle duygulanacaksınız ve bir çoğunuz şunu fark etmeyeceksiniz:

    Bir çocuğa sevgiyi öğretmedikçe, onun gözyaşlarını silmedikçe Zezé için ağlamaya hakkımız yok. Eğer bu kitap hayatınıza hiçbir şey katmayacaksa üzüldüğünüzle kalırsınız.
  • 336 syf.
    ·10/10
    Her kitlenin okuyabilecegi muhteşem bir kitap.. Yüzünde doğuştan fiziksel bozuklukları olan bir çocuğun hayatını ele alıyor.. August (Auggie) Pullman normal şartlarda evde eğitim görüyordu ve ortaokulu normal bir okulda okumak için bir okula kayıt yapıyor ve okulda yaşadıklarını anlatıyor.

    Kitap bir çok kişinin bakış açısından, August'u anlatıyor. 24 Kasımda filmi çıktı. Kitapta ağlamayanlar için filminde kayış kopacak bundan eminim.

    Kendini beğenmeyen bir çocuğun ve hiç bir şekilde elinde olmayan bir konu içinde, onunla dalga geçmeleri, onunla arkadaşlık kurmamaları vebalıymış gibi her dokunduklarında ellerini yıkamaları psikolojik bir çöküntüye uğratır. August'un ağladığı yerlerde bende ağladım. Empati yeteneğini geliştiren, "Onun yerinde ben olsaydım?" Dedirtiyor. Bunu hissettiren nadir kitapların arasında Mucize.
    Normal şartlarda çocuk diyerek geciştirdiğimiz konularda büyüklerin çocukları bilinçlendirmesi gerekirken, çocuk işte ne anlar diye geri plana atmasının mantığı yok bence.
    Okurken her anı yaşadım diyebilirim.
    Yazarın anlatım biçimini sadeydi ve okunması kolaydı. Sadece o yaşta olan çocuklar fazla popüler düşkünü olarak gösterilmişti.

    Kitabı beğendim. Hatta bayıldım. Bazı arkadaşlarım kapağından dolayı biraz saçmaladılar ki. Zaten kapağın amacı oydu. Herkesin okuması gereken bir kitap, çıkarılması gereken bir sürü ders var.
    Alın okuyun. OKUTUN...
  • 129 syf.
    ·3 günde·8/10
    ''Bu kent boşalacak!Gökyüzü uçaklara,kentyüzü namlulara kalacak!Bu kent boşalacak ve bizden başka kimse kalmayacak'' diyordu.
    O Vuruldu,kent kaldı..
    Böyle bitiriyor,Amed'in asi çocugu olan Karanfil Ümüt'den bahsederken.
    Sevginin herkesten şikayetiyle başlayan yılmaz odabaşı,güçlü kalemiyle birçok ekolojik,nükleer tehtit,barış,savaş gibi birçok konuya deginmiş denemelerinde.

    Ve son olarak ''Topragın başına gelen,O'nun çocuklarının da başına gelir''diyor.Birkez daha hak veriyorum yazara,Dün topragı kirletdiler,bu gün ise insanlıgı.Dün topraga aglamayanlar bu gün kendisine aglıyor...
  • Ağlamak acizlik midir?