Agnes büyürken ona -neredeyse hiç dokunan olmuyor. Hep bunun yokluğunu hissederek büyüyor: elinin üstünde, saçlarında, omzunda bir el, koluna değen parmaklar. İyiliğin, duygudaşlığın insanca ifade edilişi. Üvey annesi yanına bile yaklaşmıyor. Kardeşleri pençe atıp tırmıklıyor ama aynı şey değil.
Agnes büyürken insanların ellerini büyüleyici buluyor, o ellere dokunmak, kendi ellerinde hissetmek istiyor hep. Başparmakla işaretparmağı arasındaki o kası karşı konulmaz buluyor. Kuş gagası gibi açılıp kapanabilen, tutuşun bütün kuvvetini, kavrayışın bütün gücünü barındıran bir yer. İnsanın nelere kadir olduğu, nereye kadar gidebileceği, özü, oradan anlaşılabiliyor. Yapıp ettikleri, kendilerine kattıkları, elde etmek istedikleri her şey orada. Biri hakkında bilmek istediği her şeyi yalnızca orayı sıkarak öğrenebileceğini fark ediyor Agnes.