"İyi ya işte... Bütün büyük kadın meseleleri, bizi içine almak için, mukavemetimizin en az olduğu günleri beklerler. O anlarda ruhumuzun topuzları gevşeyen kapıları en hafif rüzgarla açılır ve içeriye, bir gün her şeyimiz olmaya namzet kadın giriverir."
Çok meyus anları vardır, -babam gibi mesela- kederin son derecesini hissederler, -öyleydi o, sapsarı kesilirdi- fakat... bu zehir ona kuvvet verirdi. Yılmazdı hiç. Bir de, felaket veya tehlike uzakken çok kederlenirdi de yaklaşınca metaneti artardı. Sonra çok güvenilecek adamdı. Çok doğru adamdı. İşte karakter böyle bir şey bence.
Yoksa işsizliğin ne demek olduğunu bilir o; gömleğinin artık iğne tutmayan yırtıklarını kapamak için, yaz ortasında ceketinin yakasını kaldırarak hep arka sokaklardan yürüdüğünü, her gün bir tanesi boşa çıkan ümitlerin peşine düştüğü zamanları unutmaz o.
Orhan'ın bakışları da kızın beyaz kemerli, bol ve kısa etekli elbisesinin laciverti üstünde biraz daha yukarıya kalkabilmek cesaretini arar gibi gezindikten sonra yüzüne kadar çıkabildi. Koyu sarı saçlar altında pembe ve taze, renkli bir yüzdü bu: Sahibi nefes alırken büyüyen ve nefesini bırakırken süzülen yeşilimsi gri gözler. Ucu sivri ve biraz yukarı kalkık, ince, kanatları dar ve yapışık, ufak bir burun. Dudakları kalınca ve biraz kabarık, fakat biçimli ve güzel bir çenenin derhal tashih ettiği büyücek bir ağız. Biz İnsanlar