• Gün batıyor usulca, kızıla bulanıyor gök.
    Dolunay, soluk ve iyimser gölgesini
    çehreme yansıtıyor.
    Gözkapaklarımda, ıslak akşamlar ve de,
    İkindi güneşinden kalma bir durgunluk...

    Rüzgâr hafifçe esiyor,
    Vişne bahçesine doğru.
    Evimin terasında sessizce,
    Kargalar ağlıyor.
    Bense balkonda oturmuş,
    Uzakları seyir etmekteyim,
    Yorgun bakışlarla, tozlu pencereden.

    Elleri titrek kadınların,
    Saçlarından süzülüp,
    Geceye dokunan şarkılar var;
    Kalbimin en ücra köşesinde,
    Yankılanır acılı melodileri..

    Ve sevgisiz adamların,
    İhanetlerinden gitmelikler var,
    Issız sokaklara kanlı izler bırakır;
    Rüyalarımın üşümüş ve renksiz manzarasında..

    Sonra ağlamaklı bulutlar;
    Deniz kenarında dalgın oturmaklar,
    Bir otobüs durağında belirsiz el sallamaklar,
    Kaldırım köşelerinde, kanatlarının ağır gelişi yüzünden çaresizce ölmeyi bekleyen kelebekler,
    Geride bırakılmış g'izli duygular,
    Hatıralar ve onlardan kalma hüzün,
    Sararmış ve etrafa dağılmış mektuplar,
    Avcumuzda güz çiçeklerinin kokusu,
    Sözleri hatırlanamamış eski şarkılar,
    Yarım kalmış düşler ve filmler,
    Çokça yalnızlıklar,
    Fazlaca kırılmışlıklar var.
    Bu mor ve savruk yaşamın içinde, ah!..
  • Ah be Barış, dokundu mektupların. Üzdü soruların. Öyle de temiz ve koca bir yüreğin var ki yaşından, bedeninden büyük. Seneler önce senden biraz büyükken izlemiştim de seni ben de anlayamamıştım seni, soruların, sözlerin bana yaşıtına değil büyüklereydi, bir şeyler anlamsız, mantıksız geliyordu çünkü; ama o duygusallığı, hüznü ve son sahnenin büyüsünü almıştım. Seneler sonra kitap ise daha da bir dokundu, daha da bir üzdü. Tabii filmin de filmin müziklerinin de etkisi var. Mektuplarda Barış sordukça filmdeki Barış’ın sesi kulaklarımdaydı, cezaevinin atmosferi kitabın cümlelerindeydi. Fazla betimleme yok kitabın içinde hatta hiç yok da diyebilirim ama Feride Çiçekoğlu betimlemeye başvurmadan, sadece diyalog ve olayı anlatarak vermek istediğini fazlasıyla vermiş, hem okunması daha kolay bir kitap olmuş hem de vermek istediği duyguyu fazlasıyla vermiş, vermenin de ötesinde yaşatmış.

    Barış’ın ise tüm duygularını, bilmezliklerini anlamak ise kitabın verdiği hüznün baş etkeni. Aklı ermiyordu çünkü mahpusluğa, gardiyana anahtarlı amca demesi, göğünü sadece güneşten ibaret olarak bilmesi veya görmesi, gardiyan anaya kendilerini içeriye kilitliyor diye ana sözünü yakıştıramayıp anahtarlı teyze demesi, soruların cevapsız kalıp sadece yüreğimize dokunması ise insanlığın bir ayıbı ve haksızlığı. Barış’ın her bir sorusu, her bir cümlesi aslında büyük Türkiye devletinin bir ayıbı. Zaten adının anlamı dünyayı kucaklasa, taşta büyümezdi Barış.
    Düşünün ki bir çocuğun mektubu bile, onun sorduğu sorular bile kimileri tarafından zararlı görülsün. Mektuptan ve sözlerinden korkulsun. Korkulmanın yanında da sorulara cevaplar verilemesin, anlamasın anlamayamasın biz büyükleri çocuklar. Küçük Prens’in dediği gibi biz büyükler gerçekten çok tuhaf oluyoruz. Haklı olarak çocuklar tarafından anlaşılamıyoruz. Küçük Prens gibi Barış da anlayamıyor bizleri, biz Barış’ı anlıyoruz ama mantıklı cevaplar veremiyoruz. Mantıklı cevap versek de sebebi mantıklı olamıyor. Bu mantıksızlığın iyi bir tarafı varsa onun da bizlerin çok güzel kitaplar okumamıza, güzel türküler şarkılar dinlememize ve sağlam filmler izlememize vesile olmasıdır. Bilmiyorum, yanlış mı düşünüyorum bu siyasi olaylar, cuntalar olmasa edebiyat bu kadar güzel olur muydu, bazı filmler bu kadar derinden etkileyebilir miydi, bazı canlar yanmasa, insanların yüreğine o acılar düşmese, birileri birilerine haksızlıklar yapmasa ben bu kitabı okuyup Barış’ı, İnci’yi ve Feride Çiçekoğlu’nu tanıyabilir miydim? Güçlü olan kurduğu düzen ile güçsüzü ezmese İnce Memed’i tanıyabilir miydim?

    2018 yılında verilen resmi rakamlara göre 668 bebek cezaevinde anneleriyle beraber yaşamaya çalışıyor. Yeni Türkiye’nin cezaevlerinde bu sayı hiçbir şekilde hafife alınamayacak bir sayı, yanlış anlaşılmasın 1 tane bile olmamalı ama üç haneli rakamlarda ise sorun bayağı bir büyük. 0 – 6 yaş arasında çocuğu olan anneler denetimli serbestlik hakkından faydalanabilirken maalesef siyasi suçlular için bu madde geçerli olmuyor. Siyasi suçluların çoğu da 15 Temmuz sonrası içeri alınan öğretmenler vs. Bu sayının ortalama %25’lik kısmını da maalesef 1 yaşın altındaki çocuklar oluşturuyor. Bu sayıların yanında da maalesef olan düşük sayısı ve erken doğum (ölüm) için değil resmi rakam ortalama bir rakam da verilemiyor. Ve bilmiyorum kaç tanesi dışarıda uçurtmayı görebiliyor veya kaç tanesinin yakın zamanda başının üstünde yıldız olacak.

    https://www.youtube.com/watch?v=eglGN7W4ukU

    https://www.youtube.com/watch?v=68ZeEuU29f4
  • Şarkıları kaç kişinin sevdiğini düşündüm. Kaç kişinin bu şarkılar yüzünden kötü zamanlar geçirdiğini. Kaç kişinin bu şarkılarla güzel zamanlar geçirdiğini. Bu şarkıların ne kadar çok anlam içerdiğini. Bu şarkılardan birini yazmak harika olurdu. Onlardan birini yazmış olsam çok gururlanırdım. Umarım bu şarkıları yazan insanlar mutludur. Umarım bunun yeterli olduğunu hissediyorlardır. Bunu dinle bunu tüm içtenliğimle istiyorum, çünkü beni mutlu ettiler ki ben yalnızca bir kişiyim.
  • Upuzun bir yol boyunca ilerliyorum. Gece tüm karanlık ruhuyla beni avucuna almış, soğuk ayazıyla bu şehrin içine hapsetmişti sanki. Derin düşünceler içinde yolda ilerlerken çevreme göz atıyorum. Soğuktan, henüz yapraklarını dökememiş ağaçlar büzülmüşlerdi sanki birbirlerine. Yerlerin kayganlığı ile düşmemek için pür dikkat yürümeye çalışırken sonunda geldim ulaşmak istediğim yere.

    İstasyon oldukça kalabalıktı. İnsanları incelemeye başladım; yüzlerini,hareketlerini... Dudaklarını okumaya çalıştım. Bunlar, yalnız kalmaya karar verdiğim zamanlardan beri yaptığım şeyler aslında. İnsanları gözlemleyerek, neler konuştuklarını, hissettiklerini anlamaya çalışmak... Ah insanlar! Öyle saçma geliyorlar ki bana. Davranışları, konuşmaları... Hiçbir zaman "Ay bu ayakkabı çok güzel! Ay şu elbise şöyle... Kız sen çeyizine ne aldın? Gelinlik şöyle olmalı, beyaz eşya şu marka... Yok dış çekim fotoğraf..."
    Offf tamam! Şunları yazarken bile krizlere giriyorum. Bazen diyorum ki bende böyle olsaydım ne olurdu? Tek derdim tırnaklarım saçlarım ya da saçma sapan telaşlar olsaydı...


    Canım aşırı derecede sigara içmek istedi. Saate baktım daha yarım saat var doya doya içerim diye düşünerek yaktım. Burada sigara içen benim gibi birini gördüğünde insanlar, elbetteki tipitip bakışlarla süzerler, ayaktan başlayarak yukarı doğru... En sonunda bir gün "Ne var beee!" diye bağıracağımdan endişeliyim. Sorun şu ki korkum olduğundan susmuyorum, sadece laf anlatmak ya da yarıştırmak istemediğimden, bunun için yorgun oluşumdan...Farz edelim ki dedim. Sonra ne olacak ne anlayacaklar anlattıklarımdan. Onlar benlik ne nerden bilecekler? Onlar varoluşun ne olduğunu nasıl anlayacaklar? Ne alaka mı valla sonu oraya bağlanıyor. Hiç anlatamam şimdi...

    Yazıyorum ya bu arada şimdi yazıyı ben, oysa başlarken çiçekli böcekli umutlar dolu şeyler yazmayı ummuştum. Geldiğim nokta yine karanlıklar arkasındaki ben oldu. Mola veriyorum şimdi sigara molası...

    İşte geldim devam edelim...

    Derken tren sesini duydum. Sigaramı neyseki bitirmiştim. Erken geldiğine hayret ediyorum doğrusu... Rötar yapmadığı zaman yok bunun.
    Vagonuma binip koltuğuma oturdum. Dışarıyı seyre daldım pek bir şey görünmese de karanlıkta. Zihnimde çürümekte olan düşüncelerle onları kemiren düşüncelerin savaşıyla tekrar başbaşayım.
    Kendimden çok başkalarını düşünüyormuşum gibi geliyordu. Ancak artık bunun böyle olmaması için döndüm kendime:

    "bak şimdi tek dostum canım kendim ne yapıyoruz bundan böyle bu tren yolculuğu ile birlikte hayat yolculuğunda da tek başına benimlesin yani kendinlesin zaten öyleydi de senin jeton pek geç düştü çok geç farkettin yaklaşık bir sene önce hayatına giren güzel insanın seni sarsmasıyla gerçekleri gördün o da yok artık koskoca sen varsın dünyada ve içinde içinde başka şeyler de var o da var o hep var ruhunda sevgi var en başta kocaman koskocaman bitmeyecek sevgi..."

    Tamam yeterli yeterli! Gerisini çözümle sonra konuş. Zaten döktün ne var ne yok! Yoooo hayır dökmedim dökemedim. O kadar çok şey var ki gizli kalan... Başbaşa olmam gereken... Anlatamayacağım anlayamadığınız depderin şeyler var... Şimdi uyku zamanı, yolda şarkılar eşliğinde uyumak zamanı...
  • Türkiye içerisinde bana başlıktaki cümleyi dedirten gruplardan oluşmaktadır.

    10-20 yıl sonrasında dinlenen grupların bu tür gruplardan oluşacağını düşünüyorum. Türk müziğinin çeşitlenmesi konusunda yeni akımlar, yeni denemelere ihtiyacımızın olduğu bu dönemde popüler kültür haricinde pek çok eser veren grubu tanımak, aynı zamanda onlara gelecek için bir destek, bir moraldir. Kapitalist piyasanın bize sunduğu tekdüze pop şarkılardansa aşağıdaki gibi grupları dinlemeyi, onlara destek olmayı tercih ediyorum.

    Indie ve Indie Rock türü ile ilgilenenler için Türk grupları : The Away Days, Palmiyeler, The Revolters, Ah Kosmos, Neigh Pupil

    Reggae ile ilgilenenler için Türk grupları : Komik Günler, Sattas, Bosphoroots, Luxus, Entu, Afel, Zeytin, Koala Reggae Band, Supernova Reggae Band, Dalganabak, Yolda

    Jazz ile ilgilenenler için Türk grupları : 123, Jülide Özçelik, Dolunay Obruk, Elif Çağlar, Sarp Maden, Genco Arı, Eylem pelit, Volkan Öktem, Ayyuka, İlhan Erşahin, Selen Gülün, Hakan Vreskala, Kerem Görsev, Quartet Muartet, Selin Sümbültepe, Başak Yavuz

    Blues ile ilgilenenler için Türk grupları : İstanbul Blues Kumpanyası, Blue Blues Band, Emre Nalbantoğlu

    Alternatif rock, Elektronik rock, Progressive ve Post rock türü gibi türlerle ilgilenenler için Türk grupları : The Climb, Büyük Ev Ablukada, Peyk, Neyse, She Past Away, Kesmeşeker, Mavi Sakal, Sera Savaş, Dengesiz Herifler, Emre Nalbantoğlu, Gaye Su Akyol, Beyaz Hayvanlar, Biz, Nihil Piraye, Bubituzak, Ete Kurttekin, 100 Derece, Kes, Kent Coda, Alarga, Dandadadan, Jakuzi, Nekropsi, Replikas, Kafabindünya, On Your Horizon, İrtifakaybediyoruz!, Sedef Sebüktekin, Canozan, Lara Di Lara, Ars Longa, Foma, Gece, Dolu Kadehi Ters Tut, Hedonutopia, Ari Barokas, Ne Jupiter, Lin Pesto, Ansızın Bi İnfilak, Yaşlı Amca, Evdeki Saat, Eski Bando, Birileri, Bağzıları, Öfkeli Kalabalık, Murat Ceylan, Affet Robot, Nemrud, Ati ve Aşk üçgeni, An ve An, Cosmic Wings, Mor Lemur, a.b.e.a., Rocka, Makine, Kaçak, Hariçten Gazelciler

    Punk rock ile ilgilenenler için Türk grupları : Cemiyette Pişiyorum, Kozmik yıkım

    Hard rock ile ilgilenenler için Türk grupları : The Ringo Jets, Heavy Sky, Snakeroot, Objektif

    Anadolu rock ile ilgilenenler için Türk grupları : Flört, Moğollar

    Metal ile ilgilenenler için Türk grupları : Antisilence, Murder King, Black Tooth, Cenotaph, Catafalque, Dreamtone, Pentagram, Dr. Skull, Almora, Burial Invocation, Pickpocket, Radical Noise, Disenchant, Insistence, Metalium, Seth.ect, Heathen Swarm, Burial Invocation, Persecutory, Sarinvomit, Carnophage, Cidesphere, Knight errant, Let it flow, Chopstick Suicide, Heretic Soul, ...aaaarrghh..., Sülfür Ensemble, Baht, Yaşru, Acedia, Eudaimonia el pueblo unido, Black Omen, Saints 'n' sinners, Thrown to the sun, Vortex of clutter, Decaying purity

    Rap ile ilgilenenler için Türk grupları : Kişisel olarak çalışmalar yapanlar Indigo, Ozbi, grup olarak çalışmalar yapanlar Mode xl, Kadıköy Acil, Sekiz, M.o.b, Istanbul Trip

    Elektronik tarzda şarkılar sevenler için Türk grupları : Ozoyo, Hey Douglas, Islandman, Kozmonotosman, Rebel Moves, Norrda, Portecho, Nova Norda, Longaz, İpek İpekçioğlu, Ekin Beril, Melik Arıcı, Jabbar, T v s n, Oceanvs Orientalis

    Etnik tarzda şarkılar sevenler için Türk grupları : Gevende, Kuan, Baba Zula

    Bu tür grupları nasıl bulabileceğinizi merak ediyorsanız, Spotify'ı olanlar için benim bu tür grupları topladığım bir listem var: https://open.spotify.com/...GhUEIUR7KY4Daplw_ycg

    Keyifli dinlemeler.
  • Ben buranın yerlisiyim Leyla
    Bu 3. girişim üniversite sınavına
    Her sene Hürmüz Boğazı’nın yerini değiştiriyorlar dantel bakışlım.
    Hiçbir meridyen orda olduğun kadar doğru değil.

    Vitamin ilaçları kelimelerimi büyütüyor
    Sen Mistik Felsefe diyorsun
    Hemingway başını uzatıyor.

    Uykumu
    Yüzyıllar önce, hayatımı sonsuz biçimde uzatacak bir simyacıya sattım zaten
    Asırlardır yaşıyorum , Milat diye bir şey söylüyorlar
    Varsın desinler Leyla
    Bir simyacı ciğerlerine kadar işleyen şarkılar dinlerken de
    Bir şarlatandır oysa

    Öyle insanlar var ki bize Allah’ı hatırlatır
    Onların öyle bir hali var ki kalbin çıkacak sanırsın
    Kalemim bereketlensin ki Leyla
    Bana sabaha kadar anlat, oluk oluk öğreneyim

    Ah Leyla, dantel bakışlım
    Bu kurşun senin için , bu dava senin için
    Bu avukatlar ve bu silah

    Gülüşlerini çaldığım sokak şurası
    Baştan ayağa tartıştığımız
    Kemiklerin un ufak olmadan evvel
    Ayakta duracak halinin kalmadığı sokak şurası
    Sonra hiçbir şey olmamışçasına içimi dolduran o gülüşün Leyla

    Günler içime batıyor,
    O gülüşün.
    Ve üzerime yığılıyor işlemeli örtüler gibi adın.

    Kendi haline öylece yaşarken benim aklım sende mi kalacak ?
    Asr’a yemin olsun gideceğim buradan
    Tüm yalvarmalarına rağmen, seni öylece bırakıp
    Gülüşlerini de alıp yanıma hezimete uğrayacağım.

    Feyza Özcan