• 127 syf.
    ·1 günde·Beğendi·8/10·
    Dogu ile batinin bitmez cekismesi. Ustad yasadigimiz ani nede guzel resmetmis. Bati ozentisinde olan bir genclik. Bunun karsisinda ilim, teknik te batiyi ornek alip kulturumuzu muhafaza etme dusuncesinde olan bir kitle.
    Hangisi dogru. Tabiyki kulturumuzun muhafaza edilmesi. Bir milleti ayakta tutacak yegane olgu. Kultur ki dil tarih koprusunu de icine alan genis bir kavram. Varolmak istoyorsak ozbenligimizden ve bizi biz yapan degerlerimizden uzaklasmamamizin ehemmiyeti.
    Lakin tum bunlara ragmen hizla bireysellesiyor. Hizla medeniyet maskesi altinda canavarlasiyoruz. Eskiler derler ya ah o eski Ramazanlar ah o eski bayramlar. Hakikaten dogru derlermis eski nede guzeldi. Ama bunu demek geri kalmaklik degil sadece kulturumuzu gelecek asirlara tasimak istegi benimkisi. Ustad Gazalinin bir kac sozu ile kitabi bitirmis muhtesem bir bitis olmus. Ben cok keyif alarak okudum. Ramazan dan mi nedir kitabi biraz gec bitirdim. Dili biraz agir gelebilir ama alt tarafta gununuz Turkce karsiligi var. Esenlikler dilegimle.
  • Ah bir dost! Eskiler dostluğun sudan ve ateşten daha zorunlu ve daha tatlı olduğunu söylerler,ne doğru.
  • 1950/1980 ARASINDA DOĞMAK

    Iki genç kız annesiyim, kızlarım bana sık sık soruyorlar;
    “Anne siz daha önce nasıl yaşadınız?
    Teknoloji yok
    İnternet yok
    Bilgisayar yok
    TV de bir şey yok
    Klima yok
    Cep telefonu yok”..

    Bende cevap veriyorum;
    "Çok güzel yaşadık sizin neslin bugün yaşadığı gibi değil, aslını yaşadık"

    Biz, 1950-1980 arasında doğan insanlar Tanrının sevgili kullarıyız...çünkü biz;

    Okuldan sonra akşama kadar sokakta oynardık. Sokaklar güvenliydi. Hiç televizyon izlemezdik.

    Okullar yarım gündü ve herkes devlet okuluna giderdi.Simdiki gibi ödevlere boğulmazdık .Oyun için bolca vaktimiz olurdu.

    İnternet arkadaşlarıyla değil gerçek arkadaşlarla oynardık..

    Susadığımız zaman,şişelenmiş su değil, musluk suyu içerdik.

    Aynı bardağı dört arkadaşla paylaştığımız halde hastalanmazdık.

    Her gün çok pilav -makarna vs. yediğimiz halde hiçbir zaman kilo almadık.Meyveyi de ağaçtan yerdik

    Annemiz ve babamız bizi sağlıklı tutmak için hiçbir zaman ek gıda takviyeleri, vitaminler vermezlerdi.Zaten pek hasta da olmazdık

    Kendi oyuncaklarımızı kendimiz yaratır ve onlarla oynardık.Cünkü çok fazla oyuncağımız yoktu ama gazoz kapağı ve çakıl taşlarıyla oynamak şimdiki pahalı teknolojik oyuncaklarla oynamaktan daha zevkliydi.Kiymet bilmeyi de böyle öğrendik.

    Ailemiz zengin değildi. Bize mal mülk değil, sevgi verdiler.

    Cep telefonlarımız, DVD'lerimiz, oyun istasyonumuz, XBox'ımız, video oyunlarımız, kişisel bilgisayarlarımız, internet sohbetimiz olmadı - ama bizim" gerçek "arkadaşlarımız vardı.

    Arkadaşımızın evini davet olmadan istediğimizde ziyaret eder ve onlarla birlikte eğlenerek yemek yerdik.

    Senin dünyandan çok farklı olarak bütün akrabalarla iç içe yaşar, aramızda sıkı bağlar olurdu.

    Çektiğimiz fotoğraflar siyah beyazdı ama renkli anılarla dolu idi.

    Biz kendine has, anlayışlı bir nesiliz, çünkü biz ebeveynlerinin söylediğini dinleyen son nesiliz.
    Ayrıca, çocuklarını dinleyen ve dikkate alan ilk nesiliz.
    Ve sizler yaşındayken asla var olmayan bir teknolojiyi nasıl kullanacağınız konusunda size yardımcı olabilecek kadar zeki olan da biziz

    SINIRLI sayıda üretildik... Bu yüzden;

    Bizden keyf alın,
    Bizden öğrenin,
    Hazine biziz,
    Dünyadan yok olmadan önce ...
    Her şeyi ve herkesi sevin..
    Sevgiyle kalın...
  • Ah bir dost! Eskiler dostluğun sudan ve ateşten daha zorunlu ve daha tatlı olduğunu söylerler, ne doğru.
    Michel De Montaigne
    Sayfa 212 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • “Eskiler” bu gezegen üzerinde kendi basit besin maddelerini sentez yoluyla ürettikten ve yeterince shoggoth yetiştirdikten sonra, bazı hücre gruplarının başka türde hayvanlar ve bitkiler biçiminde evrimleşmelerine çeşitli nedenlerle izin verirlerken, başbelası olarak gördükleri varlıkların kökünü kuruttular.
  • Bu bir sınav mıydı?

    Ah ettim…
    Vah ettim…
    Yolum senden başkasına gitmedi, gidemedi sevdiğim… Senin ile birlikte bir kasaba da yaşamanın hayalini kurardık. Şehrin en sessiz ve en huzurlu köşesinde kuracağımız yuvamızdan sürekli bahsederdik. Çoğu zaman bunun hayaline kapılıp sanki gerçekten yaşıyormuşuz gibi yüreğimizde, bedenimizde ve hayatımızda varlığını hissediyorduk.
    Hatırlar mısın sevgilim? Yuvamız iki katlı bahçeli ve senin ile ikinci kattaki balkondaki sedirin üzerinde oturmuş senin göğsüne başımı yaslayıp ve karşıdaki yeşil alanı izleyip çocuklarımızı hatta torunlarımıza kadar hayaller kurardık. Sen bazen hayallere kapılıp duygusal olurdun! Gözlerindeki yaşa müdahale edemez akıtırdın sevgilim… Sana kıyamaz ben de senin ile birlikte akıtırdım pınarlarımı oysa biz ne güzel biz olmuştuk değil mi? Gözyaşlarımız bile birbirine karışmıştı. Ah sevgilim ah…
    Hayatlarımız o kadar birbirine sarılmıştı ki senin ile birlikte mücadele ede ede ayırdık. Bak her şeye rağmen ben hala sana sevgilim diyorum. Sen benim en değerlim oysa en kıymetlimdi. Nerden bilecektim ki senin ile bir gün iki yabancı olacağımızı nerden bilecektim. Eskiler ve konuşmalarımız aklıma geldikçe delirir gibi oluyorum sevdiğim…
    Senin ile hiç ama hiç hak etmedik bunu biliyorsun değil mi? Biz senin ile bu sınavda önce bütünlemeye kaldık. Ondan sonra sınıfta kaldık. Hayalini kurduğumuz iki katlı bahçeli evimiz öksüz kaldı. Sedirimizde oturup hayaller kuracak kişiler olamayacağız. Belki bir daha birileri ile bir daha hayaller kuramayacağız.
    İkimizde kırıldık, incindik hatta döküldük tek tek… İyileşmemiz biraz zaman alacak ama iyi olacağız. Aynı hayatın içinde ayrı ayrı yuvalar kuracağız… Belki de bir gün bir yerde senin ile karşılaşacağız. Senin evladın bir başkasına anne derken benim evladım bir başkasına baba diyecek! Aynı anda içlerimiz cız edecek belki de ama nafile olacak…

    İnci Geçkil