-Lâ ilâhe illAllah sadece kuru bir sözden ibaret değildir bilakis bu kelimenin şartları vardır
Vehb b. Münebbih'e (rahimehullah) soruldu: "Lâ ilâhe illallah" cennetin anahtarı değil midir? İbn Münebbih şöyle cevap verdi: "Evet. Fakat dişsiz anahtar olmaz. Dişli anahtar getirirsen kapıyı açarsın. Aksi takdirde kapıyı açamazsın."
Rivayet edildiğine göre, Ömer radıyallahu anh;
«إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا.
"Şüphesiz ki 'Rabbimiz Allah'tır' deyip sonra dosdoğru olanlar...
âyetini okumuş ve "Vallahi, onlar Allah için istikamet üzere olup yılan gibi sağa-sola sapmayanlardır" demiştir.
Ebû Bekir radıyallahu anhu'dan rivayet edildiğine göre, o, "Bunlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayanlardır" demiştir. Yine bunların Allah'a itaat ile istikamette olan kimseler oldukları da söylenmiştir.
Soru: Onlar: «Biz onlara ancak bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye ibâdet ediyoruz.» diyorlardı. Böylece ibadet ettiklerini itirâf ettiler. Ancak sonradan gelenler onlara ibadet ettiklerini söylemiyor, sadece onlarla bereketlendiklerini söylüyorlar.
Cevap: itibâr edilecek şey hakikatler ve ma'nâlardır, lafızların farklılığı değil. Biz onlara ibâdet etmiyoruz, onlarla sadece teberrükde bulunuyoruz (bereketleniyoruz) deseler de kendilerinden önceki müşriklerin yaptıklarını yapmaya devâm ettikleri sürece bunun onlara bir faydası olmaz. Onlar buna ibâdet demeseler de, bunu tevessül ve teberrük olarak adlandırsalar da hükmü değişmez.
Allah'tan başkasına taalluk, ölülere, nebilere ve sâlihlere yalvarıp yakarmak, onlara kurban kesmek, onlara secde etmek, onlardan istiğâsede bulunmak, işte bütün bunlar
-onlar bunu hizmet diye isimlendirseler de veya bundan başka isim verseler de- ibâdettir. Çünkü ölçü hakikatlerdir, isimler değil!
Bunda -yani sonradan ortaya çıkan bid'atlerde- bir
hayır olsaydı Selefleriniz dışında size verilmezdi. (Yani: O
Selefi Sâlihîn'e verilmediği halde size verilmiş olamaz.
Çünkü onlar her türlü hayırda sizden öndedir.)