"Peki hayatında çaresizliğe düştüğün anlarda neye sarılıyorsun?" dediğinde ne yelken ne akıl ne ben hepsi uçup gitti.
Durdum, durdum, durdum.
Döndü ve şöyle devam etti, "Senin bir şişe şaraba sarılmaktan başka bir şeyin yok.
Çaresiz kaldığın her anda eline aldığın bir şişe şaraptan başka çaren var mı?
Bilimin, ilmin, fikrin soyunduğu ve bittiği yerler var.
Annenin öldüğü zaman var.
Annen öldüğü zaman çeren neydi?
Bir şişe şarap değil miydi?
"Evet" dedim. "Bir şişe şaraptı." Artık geçmişimi biliyor olması garip gelmiyordu.
"Geçti mi?" derken dizime elini koydu.
"Geçmedi" dedim.
İçine çektiği derin nefesi üflerken aldığım koku bir insan nefesine benzemiyordu.
Tarumar olan düşüncelerimi toparlamak üzere yaklaştı. Yüzü yüzüme değecek kadar yakın oldu.
"Bu çadırın altındaki insanların çareleri ararken sarıldığı tek şey Cenabı Hak'tır.
Biz Cenabı Hakk'a sarılıyoruz."
O anda yaşlı adam da ağlamaya başlamıştı.