Buna nasıl tahammül ediyorlar? Her günü pes etmeden, umutsuzluğa kapılmadan, intihar etmeden, hatta siyaset tartışmaya devam ederek nasıl atlatıyorlar?
“Bir inanışa göre büyük tutkuların güçlü ruhları ölen bedenlerinden çıktıkları vakit, yakınlarda bir yeni doğan ararmış. Sadece 30 dakikalari olurmuş bu yeni bedeni bulup kuşanmaları için. 30 dakika sonra ruh unuturmuş kimi sevdiğini, neler yaşadığını.
(Bazı bebeklerin doğduktan sonra ağlamamaları belki de bu telaştan ve dinlenmeden uyanmanın sersemliğindendir. ‘Ne oldu, nereye geldim ben?’ diye bakınırken, poposuna şaplağı yiyince, ‘Ah evet, baştan başlıyoruz,’ diye feryat etmeleri de bu yüzden olabilir. Nefes alınca ciğeri yanıyor, evet. Ama hayat tam da bu değil mi? Nefes alıyorsun, ciğerin yanıyor, sonra alışıyorsun bu yangına).”
“Daima güneşli hatırlıyorum o sokağı. Mahallemizin tamamına yakını Balkan Göçmeniydi; büyükleri ataları uzaklarda doğmuşlar, sonra göçmüşler buraya. Birkaç İzmir yerlisi ve bir Giritli dışında bizim gibi Makedonya’dan göçenlerin sokağıydı. Diğer üst ve alt sokaklarda Kosovalılar ve Bosnalılar otururdu. Yeni yeni Bulgar zulmünden kaçıp gelenler de vardı ama o tarihlerde daha sayıca çok değillerdi.
İzmir’in yerlisi ise hiç ayırmaz, hepsine Boşnak der geçerdi.
‘Boşnaklar pazarda ne kadar biber varsa öğleye kadar bitiriyor,’ diye, öğleden önce pazara koşturanlara taktıkları bir isim de vardı ki, o da ‘Bibercikler’di…”