Kapağı açtı, etli fasulye çorbasının buharı yüzümü ıslattı. Mags. Bize ulaşmaya, acımızla baş başa olmadığımızı söylemeye, devam etmemiz için güç vermeye çalışıyordu. Gözlerim doldu, bildiğim tek dünyadaki varlığımı kabullenmeye zorladı beni. Burası hayal ürünü değildi. Burası, benim gerçekten Açlık Oyunları'nda olduğum dünyaydı.
Ona bakarken önünde sonunda hep yanıma gelen ufaklıkları düşündüm. Louella. Lou Lou. Ampert. Bir tanesini bile tehlikeden koruyamıyordum. Neden bana üşüşüyorlardı?
"Biz On İkinci Mıntıka'danız. Panem'deki en leş lağım çukurundan geliyoruz," dedi Maysilee. "Tıpkı bizim atlar gibi ne yapacağımız belli olmaz bizim. Ben refakatçimizi tokatladım, Haymitch de Başkan Snow ile yüzleşti. Kimse bizi itip kakamaz."
"Sağımız solumuz belli olmaz," dedi Wyatt.
"Bir grup serseri mayınız," diye ona katıldım.
"Onlara ait değil," diye çıkıştı Maysilee. "Onu öylece teslim etme. Bunun savaşını versinler. Koş!"
Ben de öyle yaptım. Hızlı koşardım ben. Okuldayken koşuda beni yenebilecek tek çocuk Woodbine Chance'ti. Bir zamanlar. Louella icin koştum, ancak Woodbine için de koşuyordum çünkü o bir daha asla koşamayacaktı. Nereye gittiğim konusunda hiçbir fikrim yoktu. Tek bildiğim Louella'yı Başkent'e vermek istemediğimdi. Maysilee haklıydı. Kesinlikle onlara ait değildi.