Minik elleriyle söktüğü içimi, kendi başıma dikmek zorunda kalıyordum. Bana koyan buydu. Onun yokluğunun yanı sıra, elime iliştirdiği iğne ile beni baş başa bırakmıştı. Tek bir sorun vardı.
Ben nasıl dikiş atılır bilmiyordum.
Ben, bir yara nasıl dikilir bilmiyordum.
"Ben küçükken, bir kız çocuğu görmüştüm. Evlerinin bahçesinde oturuyordu, üzerinde bembeyaz bir elbise vardı. Minik kızın beyaz elbisesi gerçekten çok güzeldi. Sonra minik kız etrafa ürkek bakışlar attı. Minik bir suçlu gibi, bu gerçekten görülmeye değer bir manzaraydı. Ardından önünde duran bir poşeti yavaşça kucağına çekti ve tekrar etrafa ürkek bakışlar attı. Ah, çok tatlıydı. Ardından poşetten çıkardığı vişneleri hızlı bir şekilde ağzına atmaya başladı. Öyle hızlı yiyordu ki, boğulacak zannetmiştim. Elbisesine akıttığı vişnenin suları, bembeyaz elbisesinde kan lekesine benzer izler bırakmıştı. Sonra annesi bir anda adını seslenince minik kız korkuyla ağzındaki vişne çekirdeklerini yuttu. Ağlayacak sandım, ağlamasından korkmuştum fakat bir anda kahkahalar atmaya başladı. Öyle neşeli kahkahalar atıyordu ki, yanağında beliren koca çukurlar insanı kendisine çekiyordu.
Sonra annesi geldi ve onun üzerini öyle görünce ona bağırmaya başladı. Fakat kız yine de ağlamadı, kahkaha atmaya devam etti. O gülümsedikçe yanağındaki çukurlar büyüyordu. Çok eğleniyor gibi görünüyordu. O gün anladım, vişne insanı mutlu ediyor. Asla o kız gibi gülemeyeceğimi biliyorum, ne kadar vişne yersem yiyeyim onun gibi gülemeyeceğim. Ama ne zaman vişne yesem, o kızın gülüşünü net bir şekilde görebiliyorum. Sanki gözlerime kazınmış gibi, ne zaman vişne yesem play tuşuna basıyor ve o gülmeye başlıyor."
Dudağı memnuniyetle yukarı kıvrıldı. "Annesi ona, ne gülüyorsun Ma-" diyecekti ki, "Mayıs" diye ekledim dolu dolu olmuş gözlerimi ondan saklayarak. "Ne gülüyorsun Mayıs, diye çemkiriyor fakat minik kız gülmeye devam ediyor. Sonra annesi ona üzerinde beyaz bir şey varken vişne yemeyi yasaklıyor. Ve minik kız üzerinde beyaz bir şey varken bir daha vişne yiyemiyor."