"Neden söz ediyorsun peki?" diye sordum sessizce. Gözlerini bir saniye bile gözlerimden ayırmadan cevap verdi "Senden nefret ediyormuş gibi davranmaya çalışmak çok yorucu." Bu cevap karşısında ne diyeceğimi bilemedim. Her ne kadar kendi ağzıyla söylemiş olsa da, bunu gerçekliğinden emin olmak istiyordum. "Benden nefret etmiyor musun yani?" "Hayır." Dramatik bir tavırla başını salladı. "Senden hiçbir zaman nefret etmedim."
Bana doğru uzanıp parmak uçlarıyla çeneme dokunduğunda gayet içten bir şekilde ona bakmakta olduğumu fark ettim. "Sanki benden hoşlanıyormuş gibi bakıyorsun," dedi. "İçtiğin mai tailer yüzünden öyle görüyorsun. Zira sana karşı duyduğum nefrette bir azalma söz konusu değil." Ethan kuşkucu bir ifadeyle tek kaşını kaldırdı. "Gerçekten mi?" "Aynen." Ne büyük bir yalan. Homurtuyla karışık bir şekilde iç çekti ve altıncı mai tai kadehinde kalanları kafaya dikti. "Kalçalarını yeterince iyi yoğurduğumu sanıyordum. Hiç değilse nefret çemberinden çıkmamı sağlayacak kadar."
"İyi şans kavramını sadece bir başkasının mutluluğuna mal olmadığı sürece seviyorum," diye yanıtladım. "Maalesef ki," dedi Ami, "koşulları sen seçemiyorsun. Şans dediğimiz şeyin olayı da bu zaten: Zamanını da yerini de kendisi belirliyor."