• Bu Yorgun Günümde Yine De Pes Etmiyorum😁😂😁. Herkese Mutlu Akşamlar Diliyorum 1000 Kitap Ailem. Güzel Bir Cuma Akşamı Olması Dileğiyle. Herşey Gönlümüzce Olsun Sağlıkla Mutlulukla Sevinçle Kalalım Inşallah.😂🤣😍😎
  • "Ailemin durumu iyiydi hocam" dedi Emine. "Köyde okul da vardı ama beni okula göndermediler. "
    "On dört yaşıma gelince de benden on beş yaş büyük olan aha bu İbrahim'e verdiler.
    Okumak istedim, ailem göndermedi.
    Evlenmek istemedim, zorla evlendirdiler "dedi.
    Emine, otuzlu yaşlarda genç bir kadın...
    Yaşayamadığı çocukluğuna hasret var, zeka pırıltıları yanıp sönen gözlerinde.
    "Ben hiç vazgeçmedim hocam "dedi. "Okumayı oğlum okula başlayınca onunla birlikte öğrendim.
    Salih okula başlarken, okul alışverişine çıktım. Salih için ne aldıysam bir tane de kendim için aldım.
    Bir defter ona, bir defter bana... kalem, silgi, açacak...
    Okul çantası bile aldım kendime. Kalemlerimi, defterlerimi çantaya yerleştirdim.
    Salih okuldan döner dönmez
    -Ne öğrendiniz bu gün? diye sorardım.
    İşe dik ve eğik çizgilerle başladık. Günlerce çizgi çizdim.
    Nihayet fişe geçtiler, tabi ki ben de...
    Yazdıkları fişi okutur, Salih kaç kez yazdıysa ben de o kadar yazardım.
    Her yazdığımı onlarca kez tekrarlardım.
    Fişleri kelimelere böldüler, yeni cümleler kurdular o kelimelerden.
    Sonra kelimeleri hecelere böldüler, yeni kelimeler oluşturdular.
    Hepsini ben de yaptım.
    Kareli defterime sayıları yazdım, öğrendim.
    Resim defterim, boya kalemlerim bile vardı hocam.
    Salih ne resmi çizerse defterine, ben de kendi defterime çizer, boyardım.
    Onun öğrendiği şarkıları öğrendim, onunla birlikte söyledim.
    Salih gündüz öğrenciydi, akşam öğretmen.
    Sıkıldığı oluyordu benden...
    Öf anne..! dediği oluyordu.

    "Aradan aylar geçti hocam" dedi Emine.
    "Salih'le aynı zamanda okumaya geçtik.
    Salih bir gün önlüğünün yakasında kırmızı bir kurdeleyle geldi eve.
    -Bu ne? diye sordum.
    -Okumaya geçtim diye öğretmen taktı dedi.
    Hemen ertesi gün kırmızı bir kurdele aldım kendime. Kendi ellerimle yakama taktım.
    Ben de artık okumaya başlamıştım öyle ya...
    Kırmızı kurdele benim de hakkımdı..."

    Büyülenmiş gibi dinliyordum Emine'yi.
    İnanamıyordum Emine'deki bu özleme, bu azme.
    "Valla hocam" dedi "aynen böyle yaptım."
    "Salih'in masal kitaplarını defalarca okudum. Şimdi gazete de okuyorum, elime geçtikçe romanda...
    Çocuklarımın ödevlerine bile yardımcı oluyorum daha ne olsun?"

    "Siz gözleriniz görürken bile kör olmak nedir bilir misiniz hocam?" dedi.
    "Okumayı öğrenmeden önce körmüşüm ben.
    Sizin gördüğünüz şeyleri göremezdim önceden.
    Otobüsün üzerindeki yazıyı okuyamayıp, soracak birilerini aramanın utancını bilir misiniz?
    Ya resimsiz bir yazıyı ters tutmanın gülünçlüğünü bilir misiniz?
    Öyle çok utanç yaşadım ki...
    Çocuklarımın da annelerinden utanmasını istemedim hocam" dedi.
    Asıl utanması gerekenin kendisi olmadığını bilerek ya da bilmeden...
    Emine, hapsedildiği zindana bir çift pencere açmıştı kendi elleriyle...
    Gözlerinde yaş, ifadesinde hakedilmiş bir gurur vardı.
    Gözlerimi kuruladım elimdeki mendille...
    ~ alıntı ~

    { İsimler hariç, tüm anlatılanlar gerçektir.}
  • Çocukluğumun zamanlaması güzeldi. Hem tek kanallı dönemi, hem özel televizyonların doğuşunu gördüm. Bütün dünyam çizgi filmdi. Yakari’den Voltran’a, Tsubasa’dan Transformers’a kadar nice seriler vardı aşığı olduğum. Okuldan başka meşgalem olmadığı için her fırsatta bunları izliyordum. Ama bir yandan da huzursuzdum. Babam sürekli haberleri ve “açık oturum” denilen tartışma programlarını izliyor; Özal’dan, Demirel’den, Erbakan’dan bahsediyordu. Arkadaşlarımın babaları da aynı şeyi yapıyordu ve bu durumdan müthiş rahatsızdım. Yetişkin olmak çizgi film izlememek miydi yani? Kendime çok derin sözler verdim, çok büyük yeminler ettim; “Kaç yaşına gelirsem geleyim çizgi film izlemeye devam edeceğim” dedim. Şu dünyada çizgi filmden daha güzel ne vardı ki?

    Çocukluğumda kimi imkânlar kısıtlıydı. Önce iki, sonra üç, en sonunda da dört kardeştik ve iki ebeveynle birlikte önce dört, sonra beş, en sonunda da altı nüfus bir ailem oldu. Annem her pazara çıktığında gündelik ihtiyaçlardan ayrı olarak, inanılmayacak kadar değerli bir poşet daha getirirdi. Tam da aile bireylerinin sayısı kadar muz olurdu o poşette. “Hakkımı” istediğim zaman yememe izin vermezdi annem, bu kutsal merasimi hep birlikte yapmamız gerekiyordu. Köfteyi de demokratik biçimde dağıtırdı, baba da en küçük çocuk da aynı sayıda köfte yerdi. Çikolata içinse harçlıklarıma muhtaçtım. Hakkını teslim edeyim, babam her gün harçlık verirdi. Ama yetmezdi. Cepleri para dolu yetişkinlerin poşet poşet çikolata alıp yememesine hayret ederdim. İnanılmaz yeminler ettim, çiğnenemez sözler verdim kendime; “Kaç yaşına gelirsem geleyim çikolata yemeye devam edeceğim” dedim. Şu dünyada çikolatadan daha güzel ne vardı ki?

    Çocukluğumda sosyalleşmek çocuk oyuncağıydı. Bir top bir de zırt pırt annesi çağırmayan arkadaş yeterliydi akşama kadar oynamak için. Her sokakta boş bir arsa, her çocukta sınırsız hayal gücü vardı. Çamurdan yaptığımız telsizlere lolipop çubuğundan anten yapacak kadar da yetenekliydik. Bir de kurslar vardı, karate kursları. Bir anda ortaya çıkmışlar, Van Damme filmleriyle büyülenmiş ruhlarımıza cezbedici kancalar atmışlardı. Birçok arkadaşım o kurslardan birine yazılmıştı. Babamdan çekinirdim, anneme yalvarmıştım göndersin beni de diye. Hem herkes gidiyordu, arkadaşlarımla olacaktım. Annem bu gibi konularda asla sorumluluk almaz, topu babama atardı. Gelin görün ki bir zamanların Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer gibi babam da hiçbir şeyi onaylamazdı. Arkadaşlarım akşam ezanına doğru bembeyaz karate elbiseleriyle kursa doğru giderken, pencerenin ardından bakardım. Bozulması terbiyesizlik sayılacak sözler verdim kendime o vakitler; “Nasıl olsa bir gün kendi kararlarımı alacak yaşa erişecek, o siyah kuşağı belime dolamadan ölmeyeceğim” dedim. Şu dünyada siyah kuşak karateci olmaktan daha güzel ne vardı ki?

    Çocukluğumun temizlik sponsoru Hacı Şakir’di. Onun başka hiçbir sabunda olmayan o keskin kokusu ara ara hâlâ gelir burnuma. Lakin yıkanma mevzuu işkencelerin en büyüğü sayılırdı. Annem sadece kirlenmiş bir sırtı, yağlanmış bir kafayı yıkamazdı; şehrin caddelerini, çalkantılı geçmişleri, bunalımlı ruhları, derin devleti, acı hatıraları da yıkardı. Tırnaklarını kafa derime gömmesine bilimsel bir açıklama getiremez, Tatlıses şarkılarıyla sakinleştirirdim kendimi. Yaşım biraz ilerleyince annemin müsebbibi olduğu fiziksel acının yerini ağır bir duygu aldı: Utanma. Artık kendi kendine banyo yapabilecek yaşa gelmiş bir erkeğin, annesi tarafından yıkandığını itiraf etmesiyle dansöz kıyafeti giyip sokağa çıkması arasında hiçbir fark yoktu. Ne var ki annem benim erkeklik itibarımı umursayacak bir kadın değildi. Kaynar sular başımdan aşağı dökülürken tüm kutsal değerler üstüne ant içtim, “Büyüyünce kendi başıma yıkanacağım, annemi beş yüz metre bile yanıma yaklaştırmayacağım” dedim. Şu dünyada kendi işini kendin görmekten daha güzel ne vardı ki?

    Tüm bu arzular, sözler, yeminler sık sık dönerdi zihnimde. Olur da bir zaman sonra unuturum diye, kararlı bir hafız adayı gibi içimden sürekli tekrar ederdim. Dünyayı güneşin etrafında milyarlarca kez döndüren, o akıl almaz büyüklükteki alev topunu taşa çeviren zaman kavramından habersizdim. Büyümenin yalnızca boy uzaması, sakal çıkması, sigara içmek, askerlik yapmak ve cebinde bir sürü para taşımak olmadığını, küçücük şeylerden muazzam mutluluklar çıkarma yeteneğinin büyüdükçe yok olduğunu bilmiyordum. Çocuktum. Ve çocukluk hep bir çizgi film izleme isteği, tek başına banyo yapabilme umudu, muzu erkenden yeme telaşı, karateyle adam dövme arzusu, poşetle çikolata alma hevesiydi. Geçti gitti.

    Turgay Bakırtaş-GERÇEK HAYAT, 22 Şubat 2016
  • Hani bir deyiş vardı. " Ailem hakkında ben konuşabilirim ama başka hiç kimse konuşamaz."
  • Ailem beni de bir akrabamla evlendirmek isteyince, inatçı bir tay gibi direndim. "Hayır, anneciğim, ben bu işte yokum. Sakat çocuklar doğurmak istemiyorum" dedim.
  • ......... Herkese Mutlu Sabahlar Diliyorum 1000 Kitap Ailem. Hayırlı Ömürlü Sağlıklı Kazasız Belasız Bir Gün Olması Dileğiyle. Sevdiklerinizle Ömür Boyu Mutlu Olmanız Dileğiyle.😍😍😊🤗
  • Uykunuz Geliyor Mu 1000 Kitap Ailem😉😊😎