Biz yaşlandıkça,duyusal sistemlerimiz de keskinliğini kaybediyor. Beynimizin işlevsel ve uyanık kalması için asgari sayıda uyarıyı alması gerektiğini düşünürsek, bu keskinlik azalması veya daha karamsar bir deyişle, yaşa bağlı duyusal yetenek kaybımız, bizleri belli riskler altına sokuyor.
Zaman veya çevredeki değişimleri algılamakta zorlanıyoruz ve tekrarlanan hareketler üretmeye başlıyoruz. Yani olduğumuz yerde sallanmaya başlıyoruz, aynı şeyi biteviye sayıklıyoruz vesaire. Aslında bu tekrarlanan hareketlerimiz, bir anlamda çabalamak olarak da ifade edilebilir; zira dış dünyadan gelen duyusal uyarıları kaybedince, yerine bilinçsizce içsel uyarılar üretip hala yaşadığımıza kendimizi inandırmak istiyoruz.
Avustralya’nın yerlileri, çok soğuk havalarda bir çukur kazar, bir köpekle birlikte içine girip hayvana sarılarak ısınmaya ve uyumaya çalışırlarmış. Daha soğuk havalarda bu çukurda beraber yatılan köpek sayısı ikiye, en soğuk gecelerde ise üçe çıkarmış. Bunun sonucunda ise Aborijinler en şiddetli soğuk havaları belirtmek için “üç köpeklik gece” terimimi, yani “Three Dog Night”ı kullanır olmuşlar.