Klasik efsaneye göre Narkissos korkunç derecede kendini beğenmiş, güzel bir delikanlıydı, kadın erkek pek çok talibi vardı, o onların hiçbirine yüz vermiyor, hepsini reddediyordu. Narkissos’un reddettiği karasevdalılarından biri ona lanet okudu, onun da elde edemeyeceği bir şeye tutularak aynı acıyı yaşamasını diledi. Gel zaman git zaman narkissos bir dağda durgun, yüzeyi gümüş gibi parlak bir su birikintisine rastladı, su içmek için eğildiği zaman sudaki yansısına aşık oldu. Suda bulduğu bu güzel oğlana sahip olamayınca, suda ki imge suya damlayan gözyaşlarıyla dağılınca Narkissos sararıp solmaya başladı, gövdesi eriye eriye yok oldu, geriye yalnızca onun adını taşıyan bir çiçek -nergis- kaldı.
Klasik efsaneye göre Adonis yakışıklı bir gençti. Myrra ile Myrra’nın babası Kıbrıs Kralı Cinyras arasındaki aşkın ürünü olan bir çocuktu. Adonis büyüyünce Afrodit’in en sevdiği aşığı oldu ama şanssız bir adamdı, avcı olarak dikkatsizdi, bir boğanın azı dişlerinin açtığı derin yaraların kanaması sonucunda öldü. Ölmekte olan aşığının yardımına koşan Afrodit kanlı toprağa nektar serpti, oradan kan kırmızısı kır lalesi, anemon ya da rüzgarçiçeği filiz verdi. Bu çiçeğin rüzgarın hareketiyle açtığı ve açtıktan kısa bir süre sonra yapraklarının rüzgarla uçup gittiği söylenir.