Farkına bile varmadan pay sahibi olduğumuz günahlar, suçlar, kederler, zaman ve mekan sınırı tanımaksızın, anlam veremediğimiz boğucu bir huzursuzluk olarak içimizi mesken ediniyorlardı.
Kötülüğe bakışımızı belirleyen ölçü, üzeri örtük suç ortaklıklarımızdı. Bu yüzden de ötekine yönelen ahlaki yargılar son derece katıyken benzerlerimizin -aslında kendimizin- masumiyyetini neredeyse ön kabul halinde bilinçaltımızda tutuyorduk.
Zaman geçince bazı yaşanmışlıkların unutulduğunu sanıyoruz, öyle olmuyor; vücudumuzda saklanan belalı, sinsi bir virüs gibi zayıf anlarımızı kolluyorlar, fırsatını bulunca her şeyin acısını çıkarmak istercesine merhametsizce saldırıyorlar.