Fuad başgil İnönü ye ;
Paşam, dili sadeleştirelim, halk diliyle aydın dili arasındaki farkı en aza indirelim, evet. Fakat ke lime ve tâbir uydurarak dili değiştirelim, halkın dilinden ayrı bir dil icat edelim, hayır. Benim üstünde durduğum nokta budur. Bugünkü gidiş de maalesef. İkinci şıktır. Bunun çok acı neticeler vereceğine kaniyim. Bu gidiş yaşayan nesilleri birbirinden ayıracak, yaşlı neslin dediğini genç nesiller anlamayacak. gençler yaşlılara yabancı kalacaktır.
Bir milletin dili, birinin yerine diğeri konulacak şekilde, bir kelime ve tâbir yığını değildir. Dil, asırlar içinde ve nesillerin hafızasında dövüle yoğrula yerleşmiş bir mânâ, his ve hayaldir. Kelime ve tâbir konuşmanın bir vasıtasıdır. Asıl konuşulan mânâ, his ve hayal asırların sinesinde o derece birbiriyle kaynaşmıştır ki, kelimeyi atınca mânâ ve maksat da, his ve hayal de beraber gider. Bundan da nesiller arasında anlaşmazlık doğar. Millet birliği parçalanır.
Bir milletin maddî hayâtının vasıtaları değiştirilebilir. Kağnı yerine kamyon, karasaban yerine traktör konulur ve konulması lâzımdır. Teknik terakki de budur. Fakat manevî hayâtın vâsıtaları değiştiril-mek istenilirse, ortada millet bütünlüğü kalmaz. Dil bu cümledendir.